İzleyiciler

Geziparkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geziparkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2013 Perşembe

Duran Adam



Haklılığınızı başkasının hakkını ihlal ederek meşruluk kazandıramassınız. Haklı iken haksız duruma düşmek her tür şiddete göz yummak demektir. Masum bir eylem, içinde virüs taşıyorsa, o eylem yasal ve meşru olsa da teröre sebebiyet veriyorsa, bu sizin ahlaki sorumluluğunuzu ortadan kaldırmayacaktır. Avrupanın hiçbir yerinde olmayan,  kendini ifade etme kanalları vardır ülkemizde. Ne yazık ki; duran adam da küllenen ateşi yeniden yakma kıvılcımıdır. Duran adam eylemini ilk olarak gerçekleştiren, performans sanatçısı; "Sivil iteatsizlik diyebileceğimiz bu eylemi anarşi olarak yorumlayabilirsiniz ama iktidarı hükümet etmektenn düşürmez" demesi manidardır. 

Böyle bir eylem insanlara sempatik de gelebilir. Belki de kimsenin hakkını ihlal etmemesi, mazur görülebilir. Fakat bu eylemin uzantısı şiddete kadar uzanabilecek, hatta sermaye sahibi ajansların kampanyasına destek verecek bir kuluçka halini de düşünebiliriz. Muhafazakar yapının iktidarı boyunca bir dizi halinde takvime yayılan malum hadiseler bize ışık tutmaktadır ki; oyun devam etmektedir. Oyun devam ettikçe, olaylar devam edecektir. Bu oyunun aktörleri içinde ne yazık ki; anamuhalefet de vardır. Onsekiz martta Anamuhalefet partisi liderinin "Bu hükümete saldıracağız, bu hükümeti yıkacağız" diyebilmiştir. Bu olaylarla birlikte "Gençleri destekliyorum... Gençlerin alnından öpüyorum" diyerek, ayrım yapayı bile gerek görmeden, mal bulmuş mağribi gibi bu menfur olaylar içine kendini dahil etmesi,  siyasi tarihimiz için yüzkarasıdır.

Bir zamanların Gandi'si ne yazık ki; bir hint fakiri kadar onurlu ve seviyeli davranamamıştır. İkdidarı hayal bile edemeyen, fakat  siyasal safahatını sürdürmek isteyen siyasiler nasıl olur da milletin huzuru kaçar, bu vesileyle belki de iktidar dış mihrakların manüvelasıyle düşürülür... Azınlık çoğunluğa hükmeder hezeyanını yaşamaktadırlar. Devletimiz demokratik, sosyal bir hukuk devletir. İkdidar bu uğurda canhıraş çalışmaktadır. Aksini düşünenler beş duyusunu yitirenlerdir. Biraz da dar anlayıştan kurtulup, herşeye gönül gözüyle bakabilmeliyiz. Gönül gözüyle bakanlar sağduyuyu topluma hakim kılmak isteyenlerdir.

Profösör

19 Haziran 2013 Çarşamba

Emin Ellerdeyiz


Dünyayı büyük devletlerin yönettiğini söyleriz; fakat asıl bunların arkasında sömürgeci büyük ailelerin birlikteliğini de görebilmeliyiz. Bütün lobiler, büyük ailelerin öngördüğü sömürgeci politikaların gerçekleşmesi için gereken her tür müdahaleyi yapabilmektedirler. Dünyada doğal afetlerin dışında, insanlığı tehdit eden her olay, bir anlamda daha önceden planlanmış, programa alınmış bir realitedir. Kimse kafasına göre siyasi bir hareket içinde bulunamaz. Hiç kimse büyük ailelerin iradesi dışında politikalar geliştirerek ülkesini yönetemez. Sadece kendisine tanınan siyasi özgürlükler içinde ağzını açabilir. Ne zaman ki; ülkelerde milli menfaatleri koruyan, sömürgecilere kafa tutan bir bir siyasi oluşum olur, etrafına özgürlük ve tam bağımsızlık aşılamaya başlar, peşinden milyonları sürükler, o zaman malum çevreler harekete geçer. Her türlü müdehaleyi, her mecrada gösterirler. Halkı ayaklandırmak için her türlü pravokasyonu da devreye sokarlar.

Bugün Türkiye'mizde olan bitenler, bu çerçeveden düşünülmelidir. Batının üzerimizdeki oyunlar yeni değildir. Aslen Haçlı seferlerinin de tarihteki bıraktığı iz aynıdır. Kurtuluş savaşı da aynı sömürgecilere karşı yapılmış ölüm kalım savaşıdır. Bugün milli iradeye karşı çıkıp, darbeye ve devrime evrilmesi düşünülen bu hareket, Türkiye'nin gelişmesine ve  bir dünya devleti olmasına yönelik bir karşıçıkıştır. Masum protestoların arkasından yapılan ateş, yakıp, yıkılan milli değerler, devlete karşı yapılsa da, halkın birliğine ekilmiş ihanet tohumlarıdır. Kim ki; demokrasiye karşı çıkıyor, kanunsuz eylem yapıyor, sandığı tersliyor, olmayacak isteklerini dayatarak milleti galayana getiriyor, hepsi birer provakatördür. Ne yazık ki; düğmeye basanlar  dış mihraklardır. İçteki işbirlikçiler, yataklık yapanlar, bir bir ortaya çıkmaktadır. Bu esen alev gitgide  yakıcılığını yitirecektir. Çünkü millet, bu oyunu geç de olsa kavrayabilmiştir. 

Şimdi de, aba altından sopa göstererek yakıp yıkarak antipatik olmak yerine, duran adam sessiz protestolarıyla sempati oluşturmaya çalışıyorlar. Bu oyun daha başka eylem türleriyle de, devam etse de, emellerine ulaşamayacak, kursaklarında kalacaktır. Hastalar, bebekler, yaşlılar ve  işe gidecek olanlar tencere tava gürültüsünden son derece rahatsızdırlar. Elbette sabrını gösteren, milletin kahir çoğunluğu bu tür eylemleri sindirememiştir. Sindiremez de. Her ne yaparlarsa yapsınlar, bu hareket iktidara değil, muhafazakar kesime yönelik bir mahalle baskısıdır. Dış mihrakların da amacı budur. Faiz lobisi, içki lobisi, sigara lobisi, ilaç lobisi, silah lobisi daha nicelerini saymak mümkündür. Türkiye temizlenmektedir. En itibarlı sayılan ordunun içindeki ihanet çeteleri  de yargı önüne çıkartabilmişse, hukuk çerçevesinde çapulculara da gereken kanuni dersi de verilecektir. Asıl üzen şey, genç çocuklarımızın geçmişten ders alamamalarıdır. Türkiye Çanakkale ruhuyla dünya karşısında dimdik duran bağımsız bir devlettir. Devletimiz ve ülkemiz emin ellerdedir. Demokratik kurallar işleyecektir. Ülkemizde her anlamda ve her alanda   adalet tesis edilecek, kalkınma  hızı  artacaktır. Hiç bir güç Türkiye'nin gelişmesinin önüne geçemiyecektir.

Profösör

16 Haziran 2013 Pazar

Taksim Geziparkı; Oyun İçinde Oyun!..


Taksim Geziparkı çevre hassasiyeti olanların Taksim'deki gösterisi; bir anlamda dış ve iç güçlerin provakasyonuna neden oldu. Bir algı da çevrecilerin sadece üçbeş ağacın yerinden sökülmesini bahane ederek adını direnişle lanse ettikleri ve bütün dünyanın dikkatini çekmek için vandalist hareketlerle, herşey yakıp, yıkılıp, talan edildi. Ne yazık ki hükümetin de masum  çevreciler dediği gürüh aslında masumiyet postuna bürünmüş, pravakötörlerin gönüllü birer piyonu ve yemiydiler. Taksim başlı başına, Harbiye'ye, oradan Dolmabahçe'ye kadar uzanan, aynı zamanda da  büyük bir vadiyi kapsayan çağdaş bir çevrecilik projesiydi. Taksim meydanı, Taksim Topçu Kışlası ve etraındaki  herşey yeniden dizayn edilmiş ve yirmibirinci yüzyılın kentli insanının istifade edebileceği bir projeyi bütünüyle görmek istemediler. Bahane üçbeş ağacın sökülmesiydi. Oysa uluslararası büyük bir oyun oynanıyordu.

Türkiye emperyal güçleri Çanakkale'de dersini vermişti. Cumhuriyet'le birlikte cephede kazanılan varolma savaşı, masada kaybedildi. Millete rağmen devrimlerle birlikte kültür emperyalizmi, yemeden içmeye, giyimden kuşama olumsuz etkisini gösterdi, özden süratle uzaklaşıldı ve  herşeyde bir değişim ve çöküntü  yaşandı. Osmanlı küçümsendi. Harf inkılabıyla bir millet bir günde cahil sıfatına sokuldu. Ne yazık ki; milletin özüyle ve tarihiyle göbek bağı kopartıldı. Allah demek bile yasaklandı. Allah'ın yerine tanrı getirildi. Ezanlar minarelerden "Tanrı uludur" diye okutuluyordu. İmtiyazlı sömüren, ezen, askeri ve bürokratik bir vesayet rejimi oluşturuldu. Bu oligarşik yapının mimarları Beyaz Türkle'rdi. Beyaz Türkler kemalizim ve laiklik zırhına bürünerek, milletin mutlu azınlığını temsil ettiler. Fakat birir zaman sonra, yeni bir nesil, altın bir nesil, Türkiye'nin yönetiminde biz de varız dediler.  Milli Görüş hareketi dünya tarihinde yerini alırken, askeri ve sivil vesayet parti kapatmalarla siyasi iradeyi frenledi. Ama Türkiye'nin yeni dinamosu askeri ve patronların vesayetini değil; milletin söz sahibi olmasını istiyordu. Milletin bu hak mücadelesi günümüze kadar kesintisiz olarak uzandı. 

Demokraside sandıktan yüzakıyla çıkmayı beceremeyen malum çevreler, umdukları  mahvillerden cevap alamadılar. iktidarın zihniyet değişimi konusundaki politikaları onların hayal bile edemeyeceği projeleri karşısında, şapka çıkartmak ve takdir etmek yerine, yenilgi psikolojisiyle yapılanları özel hayatlarına müdahele gibi algılayıp muhalefeliklerini  kin ve öfkeye dönüştürdüler. Marjinalleşip, illegal örgütlerin oyuncağı konumuna düştüler. Aslında herşeyin farkında idiler. Halkı ayaklandırmak ve tamamen halk hareketine dönüştürüp, istikrarı bozmak, kaos yaratmak, komşusuna nefret duygularını aşılamak için gürültü kirliliği oluşturarak mahalle baskısı yapmak. Herkesi birbirine düşman etmek için haince tohumlar saçmaya başladılar. Bütün bu manzara aklıselim bir insanın kabul edebileceği bir manzara değildir. Çevrecilik sadece ağaçtan ibaret değildir. Gecenin bir vaktinde, tencere, tava çalarak gürültü çıkartmak, korna çalmak, otomobilleriyle patinaj çıkartmak, etrafa korku salmak değildir. Unutulmamalıdır ki, bu hareketi yönetenler kademe kademe, yurt dışındaki ve yur içindeki oyun kurucularıdır. Bunlara milyon dolarlar harcanmaktadır. Oyun içinde oyun vardır. Göz odur ki; bu oyunları görebilendir. 

Profösör 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...