İzleyiciler

kaos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2015 Çarşamba

Elektrik Kesintisi


Elektirik kesintisi bütün yurtta olumsuz etkilerini doğal olarak gösterdi. Oysa elektirik kesintisi doğal değildi. Mutlaka böyle bir sorunun arkasında bizim bilemediğimiz nedenleri çıkacaktır. Fakat bu nedenleri tam anlamıyla öğrenebilecek miyiz, bunu şimdiden söylemek erken olur. Belki de üzeri kapanıp gidecektir. 

Enerji hamlesinin en yoğun olduğubu dönemde elbette elektrik kesintisi  doğal bir arızayla anlatmak mümkün değildir. Türkiye bir geçiş dönemi yaşıyor. Bunun karşısında  eski Türkiye'nin direnci, ve bunu fırsat bilen ajanların oyunlarıyla  yasadışı bir takım eylemler yapılıyor,  ve milli değerlere saldırılarda bulunuyorlar. Gözü kararmış yaşadışı illegal örgütler "Bakın Türkiye  işte yaşanmaz bir ülke haline geldi" cümlesini hafızalara kazımak istiyorlar. Dış güçler her alanı bir anarşi ve bir teröre çevirebilecek oyunları tezgahlayabiliyor. Adliye basılabiliyor; savcı rehin alınabiliyor. Terörü haklı çıkartan teewetler, açıkçası cinayetler, katliamlar ve ülke iyice karışsın isteniyor. 

Herkes tarafını  yazılarıyla, çizgileriyle, konuşmalarıyla ve tutumlarıyla açık açık belli ediyor. Bu arada ala bir televizyon kanalında ana haberlerde sunucusu,   Cumhurbaşkanlığı Sarayında olan haberleri verirken, haberi her verişinde   "Tartışmalı Saray"  ifadesini ısrarla kullanıyor. Haberi kirletiyor; yüzünü gösteriyor. Yazık!..

Profösör

16 Haziran 2013 Pazar

Taksim Geziparkı; Oyun İçinde Oyun!..


Taksim Geziparkı çevre hassasiyeti olanların Taksim'deki gösterisi; bir anlamda dış ve iç güçlerin provakasyonuna neden oldu. Bir algı da çevrecilerin sadece üçbeş ağacın yerinden sökülmesini bahane ederek adını direnişle lanse ettikleri ve bütün dünyanın dikkatini çekmek için vandalist hareketlerle, herşey yakıp, yıkılıp, talan edildi. Ne yazık ki hükümetin de masum  çevreciler dediği gürüh aslında masumiyet postuna bürünmüş, pravakötörlerin gönüllü birer piyonu ve yemiydiler. Taksim başlı başına, Harbiye'ye, oradan Dolmabahçe'ye kadar uzanan, aynı zamanda da  büyük bir vadiyi kapsayan çağdaş bir çevrecilik projesiydi. Taksim meydanı, Taksim Topçu Kışlası ve etraındaki  herşey yeniden dizayn edilmiş ve yirmibirinci yüzyılın kentli insanının istifade edebileceği bir projeyi bütünüyle görmek istemediler. Bahane üçbeş ağacın sökülmesiydi. Oysa uluslararası büyük bir oyun oynanıyordu.

Türkiye emperyal güçleri Çanakkale'de dersini vermişti. Cumhuriyet'le birlikte cephede kazanılan varolma savaşı, masada kaybedildi. Millete rağmen devrimlerle birlikte kültür emperyalizmi, yemeden içmeye, giyimden kuşama olumsuz etkisini gösterdi, özden süratle uzaklaşıldı ve  herşeyde bir değişim ve çöküntü  yaşandı. Osmanlı küçümsendi. Harf inkılabıyla bir millet bir günde cahil sıfatına sokuldu. Ne yazık ki; milletin özüyle ve tarihiyle göbek bağı kopartıldı. Allah demek bile yasaklandı. Allah'ın yerine tanrı getirildi. Ezanlar minarelerden "Tanrı uludur" diye okutuluyordu. İmtiyazlı sömüren, ezen, askeri ve bürokratik bir vesayet rejimi oluşturuldu. Bu oligarşik yapının mimarları Beyaz Türkle'rdi. Beyaz Türkler kemalizim ve laiklik zırhına bürünerek, milletin mutlu azınlığını temsil ettiler. Fakat birir zaman sonra, yeni bir nesil, altın bir nesil, Türkiye'nin yönetiminde biz de varız dediler.  Milli Görüş hareketi dünya tarihinde yerini alırken, askeri ve sivil vesayet parti kapatmalarla siyasi iradeyi frenledi. Ama Türkiye'nin yeni dinamosu askeri ve patronların vesayetini değil; milletin söz sahibi olmasını istiyordu. Milletin bu hak mücadelesi günümüze kadar kesintisiz olarak uzandı. 

Demokraside sandıktan yüzakıyla çıkmayı beceremeyen malum çevreler, umdukları  mahvillerden cevap alamadılar. iktidarın zihniyet değişimi konusundaki politikaları onların hayal bile edemeyeceği projeleri karşısında, şapka çıkartmak ve takdir etmek yerine, yenilgi psikolojisiyle yapılanları özel hayatlarına müdahele gibi algılayıp muhalefeliklerini  kin ve öfkeye dönüştürdüler. Marjinalleşip, illegal örgütlerin oyuncağı konumuna düştüler. Aslında herşeyin farkında idiler. Halkı ayaklandırmak ve tamamen halk hareketine dönüştürüp, istikrarı bozmak, kaos yaratmak, komşusuna nefret duygularını aşılamak için gürültü kirliliği oluşturarak mahalle baskısı yapmak. Herkesi birbirine düşman etmek için haince tohumlar saçmaya başladılar. Bütün bu manzara aklıselim bir insanın kabul edebileceği bir manzara değildir. Çevrecilik sadece ağaçtan ibaret değildir. Gecenin bir vaktinde, tencere, tava çalarak gürültü çıkartmak, korna çalmak, otomobilleriyle patinaj çıkartmak, etrafa korku salmak değildir. Unutulmamalıdır ki, bu hareketi yönetenler kademe kademe, yurt dışındaki ve yur içindeki oyun kurucularıdır. Bunlara milyon dolarlar harcanmaktadır. Oyun içinde oyun vardır. Göz odur ki; bu oyunları görebilendir. 

Profösör 

7 Haziran 2013 Cuma

Biz Milletiz... Asla Provokasyona Gelmeyiz..



Biz bir milletiz. Hazreti Adem’den, Hazreti İbrahim'e, Hazreti İbrahim'den Hazreti Muhammed’e inanç çizgisinden ümmete, Büyük Selçuklu’lardan Cihanşümul Osmanlı'ya kadar hepimiz bir milletiz. Biz bir hilal uğruna yedi düvelle süngü süngüye savaşmış, göğüs göğüse çarpışmış asil bir milletiz. Biz Çanakkale geçilmez diyen, Afyon'da düşmanı çiğneyen, İzmir'de düşmanı denize döken kahraman bir milletiz.

Biz öyle bir milletiz ki; Allah'a inanan, peygamberine sadakatla bağlanan bir Ebubekir gibiyiz. Adaletin timsali, hakkı koruyan, haksızlığa boyun eğmeyen bir Ömer kadar, zulme karşı hiddetliyiz. Biz inancımız, dinimiz,  vatanımız, namusumuz, için keskin bir Zülfikar gibiyiz. Ali gibi cesaret ve ilim sahibi, Osman gibi yumuşak, mütevazı nurlu yüzleriz. Biz öyle bir milletiz ki; Asrısaadetten bu yana kutlu bir ümmetiz. Biz öyle bir milletiz ki; çağlar kapayan, çağlar açan, çağlar üstü Fatihlerin nesliyiz.

Biz Fatihler, Yavuzlar, Kanunileriz. Ortaasya'dan, Malazgirt'ten, Anadolu bozkırlarından Rumeli'ye, Rumeli'den Balkanlara, avrupanın içlerine kadar iz süren, Viyana önlerinde at oynatan yiğit erleriz. Biz Musul Kerkük'ten, Hicaz bölgesine, Yemen türküleriyle Suriye, Mısır, Trablusgarba selam veren, Fas, Tunus, Cezayir'e kadar uzanan asil bir milletiz. İşte Balkanlar, işte Ortadoğu, işte Türki Cumhuriyetler; Türkmenler, Azeriler, Kırımlılar, Tatarlar, Özbekler ve daha niceleri...  İşte iç içe yaşadığımız Türkler, Araplar, Kürtler, Acemler, Çeçenler, Çerkezler... Süryaniler, Ermeniler, Rumlar Osmanlının adaletinde sevgi, şefkat ve merhamet gören bütün halklar, bütün tebalar. İşte biz bu yüzden büyük bir milletiz. İnsanın özüne ve özeline değer veren, muhabbet ve ünsiyet kesbeden yüce bir milletiz.

Biz öyle bir milletiz ki; vakıf medeniyetinin yegane temsilcileriyiz. Camiler, medreseler, imarethaneler, şifahaneler, rasathaneler, çeşmeler, kuleler, köprüler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar... Bir taraftan köşkler, yalılar, saraylar... Hayvanlara, çevreye duyarlı insanlar. Kanunnameler, fermanlar, hattı hümayunlar... İşte biz öyle milletiz. İşte biz asımın nesliyiz.

Biz öyle bir milletiz ki; geçmişin acısını yüreğimizde hisseden bir milletiz... Başımız yumuşaktır ama; boyun eğmeye, asılmaya gelmeyiz. Düşman çizmesi de görsek, ihanet edenden dipçik de yesek, tırnaklarımız kökünden sökülse, işkence de görsek, sabırla düşmanımızı tükürüğümüzle boğacağımız anı bekleriz. Biz öyle bir milletiz ki; yakılsak, yıkılsak da, bir gün gelir, küllerinden yeniden doğan bir milletiz.

Biz öyle bir milletiz ki; bizi özümüzden koparan emperyalist güçler, dahili ve harici ihanet çetelerinin binbir türlü hile ve desiselerini bozup, dağıtan, yeniden özümüze dönmeyi söz veren bir neslin temsilcileriyiz. Tersyüz olmuş olan, inanç, ahlak, kültür değerlerimizin yeniden inşasına ve imarına yönelik öze dönüş hamlelerimizi hazmedemeyen, mutlu azınlığın taşkınlıklarına karşı, daha dikkatli, daha rikkatli bir tutumla, eskimez, pörsümez bir inançla dimdik ayakta, asla bir daha gaflete düşmeyecek, tarihimizden ders alan yüce bir milletiz.

Biz bir milletiz... Sen, ben, o...  Biz, siz, onlar; hep birlikte yüce bir milletiz. Asya’ya, Orta asyaya, Afrikaya, uzak doğuya, avrupadan amerikaya kadar, dünyanın yedi kıtasında nerede bir mazlum varsa, açlık, susuzluk, yalnızlık çeken varsa, zulüm gören, insanlık onuru zedelenen her kim varsa, dinine, ırkına, mezhebine, meşrebine bakılmaksızın, kimse yok mu diye feryad edenlerin çığlıklarını yüreğinde hisseden, yardımına koşan alicenap ve hamiyetsever bir milletiz.

Biz öyle bir milletiz ki; alçaklığa, ihanete düşmeyiz. Biz milletiz asla pravakosyona gelmeyiz.

Asahhara – Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...