İzleyiciler

cami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2019 Cuma

Nasıl da Umutlanıyor İnsan



Nedir bu kızıllık!.. Sanki akşam karanlığına hazırlık!.. Perde perde şehrin üzerine çöken karanlık.  Gökte bir bir kaybolan uçan martılar, suda oynaşır hala alık balıklar. İşte Osmanlıdan kalan tarihi otantik köprü ve üzerinde adım başı balık avcıları... Bu şehir hayatında, gönül yarası, kafa yorgunu olmayan var mı!.. Bir terapi köprüsü gibidir adeta Galata köprüsü. Belli mi olur; birazdan ufuktaki kızıllık yanıp tutuşuverir!.. Karagümrük ne ki; İstanbul yanar da, kül oluverir!.. Nerede yangın yeri diye bağran, yalınayak baldırı çıplak, nara atan başı kabak tulumbacılar!.. Bir an Ulu Hakan Sultan Abdülhamid devrindesin. Elinde baston yada kehribar bir tesbih başında kırmızı püsküllü bir fes. Yeleğinde köstekli gümüş bir saat. Bıyıkları kaytan, bıçkın bir delikanlı gibisin! Evet Galata’da hüzünlü bir hava var... Yüksekkaldırım’dan sonrası Beyoğlu ve  İstiklal. Dini, dili,  mezhebi, meşrebi ayrı, fakat gönlü bir; ermenisi, rumu acemi; her milletten insan var!.. İstanbul büyülü, istanbul övgülü, namazında, niyazında camileri, kubbeleri ve minareleri var!... Beyler ve hanımefendiler anlayamadığım bir şey var; balık tutan adam, hoş vakit geçiren, avare insan, çocuksu ve masum dervişan, bir tava balığa gönlünü kaptırmış, bir akşamlık azık götürmek isteyen gariban, hepsi bir arada, hepsi bir hizada... Umutsuz insan var mı bu dünyada!.. Nasıl da umutlanıyor insan  Kızılkıyamet kıyamet kopsa da!..  (Fotoğraf: Hurşit Akyıl)
 

15 Ocak 2015 Perşembe

Her Anımız Değerledir


Bazı insanlar  yeni yılda kendileri için bir çalışma planı yaparlar. Yeni yılda yenilenmek, yepyeni bir "ben"e kavuşmak isterler. Önlerinde uygulanmaya konulması gereken, günlük, aylık, yıllık planlarla avunurlar. Hayat onlar için, işden eve, evden işe, fırsat buldukça da eğlenceye ve sosyalleşmeye ayırırlar. Hepsi bir tarafa, aslolan olan günlük planlardır oysa. Günlük planı uygulayamanlar aylık, yıllık, planları hiç uygulayamazlar. Gün içinde yapılacak o kadar iş var ki! Onlar bir bir uygulanmaya sokuldukça, işler halledildikçe, hergün güncellenir ve hayata dair bütün aylık, yıllık planlar da, konuma göre şekil alır.  Eğer günlük planımızı hakkıyla uygulamaya sokamıyorsak, o zaman da aylık ve yıllık planın hiç bir değeri ve önemi kalmamaktadır. 
O halde her sabah erken kalkmak gerek. Namaz niyaz bilmek gerek. Yüce kitabı okumak, kalbini ferah tutmak gerek. Az yemek, az uyumak, zikirle, şükürle dimdik ayakta durmak gerek. Kuşa kurda, çiçeğe böceğe, sağa sola selam vermek gerek. Cebinde şeker, çikolata yerine, incir. ceviz, kestane bulundurmak, çocukların başını okşamak onları sevindirmek gerek. Hastalara ziyaret edip şifalar dilemek, ihtiyarlarla sohbette bulunup, onların gönüllerini almak, dostlarla hemhal olmak gerek.
Demek ki; yapılan günlük planların içinde bunların da olması gerek. Kim demiş ömrümüz altmış, yetmiş yıl. Nice savaşlar, nice kıtlıklar, nice hastalıklar varken bir nefes için bin şükretmemiz gerekirken, bulunduğumuz anın değerini bilmeliyiz. Aylık, yıllık planlar yapıladursun, bulunduğumuz anın planını hakkıyla yerine getirmeliyiz. İşte sabah, öğle, ilkindi, akşam ve yatsı... Ezanlar okunsun, müminler camilere, mescidlere koşup saf saf namaza dursun. Camiler müminlerle dolsun. Her camide, her mescidde müminler bir yürek olsun. Binlerce yürek tekbirlerle kıyama kalksın, binlerce yürek tekbirlerle secdeye yatsın.  Sonra selam ve dua;  Allahüekber Allahüekber... Velillahilhamd.
Profösör 


24 Aralık 2011 Cumartesi

Kalp gözü; sonsuzluğu yakalayan idraktir

İnsanoğlu topraktan var ediliyor ve ona hayatiyetini devam ettirebilmesi için ruh veriliyor. Bedenen topraktan yaratılan insan, yine bedenen toprağa dönüyor. Fakat kendisine can veren ve diri tutan ruhunu Allah'a teslim ediyor. İnsanoğlu Allah'ın iradesiyle Allah'tan geliyor ve yine Allah'a dönüyor. Dünyaya gelişimizle, Allah'ın külli iradesinden bizlere verilen cüzi iradeyle, hayati bütün melekelerimize sahip oluyoruz. Görmemiz, işitmemiz, tad almamız, düşünmemiz ve hissetmemiz külli iradeden bize yansıyan cüzi iradeye sahip oluşumuz sayesindedir. Eğer görüyorsak O'nun dilemesiyle görüyoruz. Eğer işitiyorsak O'nun dilemesiyle işitiyoruz. Bunun gibi bütün melekelerimiz Allah'ın izniyle çalışıyor.

Allah'ın yaratma, rızıklandırma ve terbiye etme sıfatlarının yaratılanlar için ne kadar önemli olduğunu "Kaalüü Belaa" da verdikleri sözden anlıyoruz. Allah ruhları yarattığında "Ben sizin Halık'ınız, Razık'ınız ve Rabb'iniz değil miyim?" diye sorduğunda, ruhlar bu soruya "Evet !.. Sen bizim Halık'ımızsın, Razık'ımızsın ve Rabbb'imizsin" diye karşılık verdiler. Makro ve mikro evren arasında iki noktadan geçen bir sonsuzluk çizgisi vardır. Bu çizgi yaratanla yaratılanlar arasında kalbi bir irtibattır. İman bu yüzden önemli bir başlangıçtır. Allah'ın bizi yarattığına inanıp, O'nun bizi yedirip, içirip, rızıklandırması, O'nun kendisine kul olarak bizi terbiye etmesi ve bizi hidayette kılarak doğru yolda gitmemizi temin etmesi kadar büyük lütuf olamaz.

İnanan insan bütün kalp kapıları ardına kadar Allah'a açık olan insandır. İyiliklerin, güzelliklerin buluştuğu bir kalbin ebediyete olan teslimidir. Varlıkta yokluğu ve hiçliği bilen, yoklukta varlığa teslim olan bir insandır. İnanan insan ezelden ebede varlık sebebinin hikmetlerini taşıyan insan demektir. İlhamını ummandan alan, bir katrede kendini bulan insan demektir. İnanan insan varlıklara, eşyaya ve olaylara kalp gözüyle bakan insan demektir. Kalp gözüyle bakmayan Allah'ı göremez. O'nu işitemez. O'nu hissedemez. Kalbi mühürlenmiş insanlar, kendisine bile yabancı olan insanlardır. Onlar ruhsal bunalım içinde küfür, inkâr ve isyandadır. Üzüntü, ıstırap, kuşku, vesvese, ne kadar ruhi rahatsızlıklar varsa bünyeleri ile iç içedirler.

Kalp gözüyle bakamayan iyilikleri, güzellikleri de göremez. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu idrak edemez. Nefsin, cehaletin ve iradesizliğin kurbanıdır. Direksiyonu kırılmış, freni kopmuş, trafik yol rehberi olmayan bir sürücü gibidir. İnançsız insan herşeye kafa gözüyle bakar. Baktığını bir geometrik şekil olarak görür. Derinliğine inemez ve anlam yükleyemez. Varlıkları ve olaylara yaklaşımında sadece cüzi aklına ve buna bağlı mantığına inanır ve ona güvenir. Aklın kurnazlığıyla düşünür ve aklının nefsiyle işbirliği yapabileceğini düşünmez. Tuzaklara düşer. Adeta nefsinin kölesi olarak, yücelik mevkiine çıkaran duygularıyla değil de sefillik derecesine düşen bir zavallı konumunda olur. İnsan nefsinin esiri olursa bu dünya hayatında bile cehennemleri yaşar.

Kalp gözü vasıfsız bilgiyle görür. İmanıyla hisseder. İrfanıyla basiret ve feraset sahibidir. İlhamıyla sonsuzluk bestesini yaşar. Çünkü kalp gözü sonsuzluğu yakalayan idraktir.
Yazı : Profösör
Fotoğraf : Hurşit Akyıl
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...