İzleyiciler

göz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2016 Pazartesi

Kafa gözü... Kalp gözü!..


Yaşamanın bir hikmeti olmalı. Sadece felsefe yapılmamalı. Felsefe; balı cam kavonozdan yalamak gibidir. Felsefe; karanlıkta bir filin gövdesinde yaşayan, kör bir pirenin filin bacağını algılaması gibidir. Oysa düşünceye duygu katmak kalbi de hesaba katmaktır. İşte o zaman hayatın bir anlamı olur; yaşamanın hikmeti nedir anlaşılır olur.


Profösör

16 Şubat 2014 Pazar

Hepimiz birbirimize ayna tutuyoruz


Bir insanın kötü tarafları olabilir ama, önce insanın iyi tarafına bakmalıyız. Aynaya baktığımızda kendimizi görürüz. Aynanın karşısına geçtiğimizde karşımızdaki kişinin sağ gözü bizim sol gözümüzdür. Karşımızdakinin sol gözü de bizim sağ gözümüzdür. Yansıma budur işte. Karşımızdaki kendimiz olarak gördüğümüz yansıma görsel değerler açısından ters bir yansıma olsa da, işte yine de oyuz biz. Bu şunun içindir; Sadece biz aynaya bakmıyoruz. Ayna da  aynı zaman biriminde  ve aynı mekan içinde bize bakıyor demektir. O halde biz aynada kendimizle bakınıyoruz, ya da aynayla bakışıyoruz demektir. Biz aynaya, ayna da bize bakıyor…Sosyal medyada boy göstermemiz budur aslında. Hepimiz birbirimize ayna tutuyoruz.

Profösör

24 Aralık 2011 Cumartesi

Kalp gözü; sonsuzluğu yakalayan idraktir

İnsanoğlu topraktan var ediliyor ve ona hayatiyetini devam ettirebilmesi için ruh veriliyor. Bedenen topraktan yaratılan insan, yine bedenen toprağa dönüyor. Fakat kendisine can veren ve diri tutan ruhunu Allah'a teslim ediyor. İnsanoğlu Allah'ın iradesiyle Allah'tan geliyor ve yine Allah'a dönüyor. Dünyaya gelişimizle, Allah'ın külli iradesinden bizlere verilen cüzi iradeyle, hayati bütün melekelerimize sahip oluyoruz. Görmemiz, işitmemiz, tad almamız, düşünmemiz ve hissetmemiz külli iradeden bize yansıyan cüzi iradeye sahip oluşumuz sayesindedir. Eğer görüyorsak O'nun dilemesiyle görüyoruz. Eğer işitiyorsak O'nun dilemesiyle işitiyoruz. Bunun gibi bütün melekelerimiz Allah'ın izniyle çalışıyor.

Allah'ın yaratma, rızıklandırma ve terbiye etme sıfatlarının yaratılanlar için ne kadar önemli olduğunu "Kaalüü Belaa" da verdikleri sözden anlıyoruz. Allah ruhları yarattığında "Ben sizin Halık'ınız, Razık'ınız ve Rabb'iniz değil miyim?" diye sorduğunda, ruhlar bu soruya "Evet !.. Sen bizim Halık'ımızsın, Razık'ımızsın ve Rabbb'imizsin" diye karşılık verdiler. Makro ve mikro evren arasında iki noktadan geçen bir sonsuzluk çizgisi vardır. Bu çizgi yaratanla yaratılanlar arasında kalbi bir irtibattır. İman bu yüzden önemli bir başlangıçtır. Allah'ın bizi yarattığına inanıp, O'nun bizi yedirip, içirip, rızıklandırması, O'nun kendisine kul olarak bizi terbiye etmesi ve bizi hidayette kılarak doğru yolda gitmemizi temin etmesi kadar büyük lütuf olamaz.

İnanan insan bütün kalp kapıları ardına kadar Allah'a açık olan insandır. İyiliklerin, güzelliklerin buluştuğu bir kalbin ebediyete olan teslimidir. Varlıkta yokluğu ve hiçliği bilen, yoklukta varlığa teslim olan bir insandır. İnanan insan ezelden ebede varlık sebebinin hikmetlerini taşıyan insan demektir. İlhamını ummandan alan, bir katrede kendini bulan insan demektir. İnanan insan varlıklara, eşyaya ve olaylara kalp gözüyle bakan insan demektir. Kalp gözüyle bakmayan Allah'ı göremez. O'nu işitemez. O'nu hissedemez. Kalbi mühürlenmiş insanlar, kendisine bile yabancı olan insanlardır. Onlar ruhsal bunalım içinde küfür, inkâr ve isyandadır. Üzüntü, ıstırap, kuşku, vesvese, ne kadar ruhi rahatsızlıklar varsa bünyeleri ile iç içedirler.

Kalp gözüyle bakamayan iyilikleri, güzellikleri de göremez. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu idrak edemez. Nefsin, cehaletin ve iradesizliğin kurbanıdır. Direksiyonu kırılmış, freni kopmuş, trafik yol rehberi olmayan bir sürücü gibidir. İnançsız insan herşeye kafa gözüyle bakar. Baktığını bir geometrik şekil olarak görür. Derinliğine inemez ve anlam yükleyemez. Varlıkları ve olaylara yaklaşımında sadece cüzi aklına ve buna bağlı mantığına inanır ve ona güvenir. Aklın kurnazlığıyla düşünür ve aklının nefsiyle işbirliği yapabileceğini düşünmez. Tuzaklara düşer. Adeta nefsinin kölesi olarak, yücelik mevkiine çıkaran duygularıyla değil de sefillik derecesine düşen bir zavallı konumunda olur. İnsan nefsinin esiri olursa bu dünya hayatında bile cehennemleri yaşar.

Kalp gözü vasıfsız bilgiyle görür. İmanıyla hisseder. İrfanıyla basiret ve feraset sahibidir. İlhamıyla sonsuzluk bestesini yaşar. Çünkü kalp gözü sonsuzluğu yakalayan idraktir.
Yazı : Profösör
Fotoğraf : Hurşit Akyıl
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...