İzleyiciler

iftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2017 Pazar

Devlet ve Zihniyet

İnsanız... Sosyal bir varlık olmamız hasebiyle de, ancak  toplum halinde hayatımızı idame ettirebiliyoruz. Yeme içme, giyim kuşam, eğitim, sağlık, emniyet ve diğer bütün  insani ihtiyaçlarımızı birbirimiz sayesinde karşılayabiliyoruz. Toplum halinde mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamak ancak birbirimizle kaynaşarak mümkün olacaktır. Birlik ve beraberlik dediğimiz şey de budur. İnancımızın gerektiği değerlere ne kadar sahip çıkabiliyorsak o kadar mutlu ve huzurlu olabiliriz. İnancımız ve kültürümüzle medeniyet kurabiliyoruz. Kurumlaşarak insanlığa hizmet etmenin yolunu yordamını bulabiliyoruz.
.....
Soğuk savaş döneminde devlet ve millet arasında uçurumlalar vardı. Bu bütün Batı ülkelerinde de, bariz bir şekilde kendini gösteriyordu. Ülkemizde Batılı olma, Batıyı öykünme hali, halk üzerinde ve milletin iradesi dışında çöreklenmiş bir olugarşik yapı devletle milletin arasında bir duvar gibiydi.  Yaşadığımız onca ihanet şebekeleri ancak  milli şuur hareketiyle bertaraf edilecektir.  Şu an devlet, millet  kaynaşmasının tohumları atılmaktadır. Yeşerdikçe, büyüdükçe, milli birlik ruhumuz da güçlenecektir. Merkezi yönetim ve Yerel yönetimler yönetişim anlayışıyla hizmetlerini sürdürdükçe halkla daha içiçe kaynaşmış olunacaktır.
.....
Yerinde yönetimler hizmetlerinin  verimli olması açısından, merkezi yönetimden yetki devriyle, sosyal hizmetler sekteye uğratılymadan sürdürülmektedir. Artık Merkezi yönetimler de, Yerel yönetimler de hizmetkar olarak milletin ve halkın emrindedir.  Öteyandan Cumhuriyetimizin   niteliklerinden biri de, sosyal hukuk devleti oluşumuzdur. Artık belediyeler "çöp -  çamur -  çukur "  belediye hizmetlerinden, halkımızın ihtiyaç duyduğu her tür hizmetleri ayağına kadar götürmektedir.  Mesela günümüzde  cenazesi olan aileler belediyenin oluşturduğu ekiplerce ziyaret edilmekte ve taziyeler yapılmaktadır. Bunu da ramazanda  iftar vermek gibi, sosyal ve kültürel  hizmetlerden biri olarak saymamız gerekir.  Çoğu belediyelerimiz öncülüğünde verilen iftarlar,  isminin açıklanmasını  istemeyen, hali vakti yerinde olan mümin kardeşlerimizin bir girişimi ve hayrına yapılan bir iştir. Böyle bir tertibi reklamdır gibi algılamak ve bunu sosyal medya üzerinden yaymak, dini de, diyaneti de, devlet ve zihniyeti de bilmemek demektir. Böyle tepkiler  büyük bir  talihsizliktir. Bazı yörelerimizde her gün bir esnaf iftar verir.  Duyduğum kadarıyla  bunlardan biri de Üsküdar'dır. Üsküdar Belediyesi sadece iftar organizasyonunda ev sahipliği yapar. İsterse iftarı devlet de hükümet de verebilir. Bunda hiçbir sakınca yoktur. Bilakis vermelidir de. Belediyeler bu durumda kendisine kurumsal olarak, böyle bir hizmet atfetmiştir diyebiliriz. Bir düşünelim;  nasıl bir dar bakıştır bu!.. Devlet  operalardan tutun da, diğer bütün kültür ve sanat hizmetleri verecek ve verenleri destekleyecek, aman iftar vermeyelim haksızlık olur, savurganlık olur diyebilecek!.. Bu sandığınız gibi, Hazreti Ömer  devlet işinde devletin mumunu yakması, kendi işine gelince de kendi mumunu yakması gibi bir adalet anlayışı değildir!..
.....
Hak dediğimiz kavram sadece yiyecek içecekle, parayla pulla, makamla mevkiyle, şan şöhretle ölçülmez. Hak dediğimiz şey bildiğimiz iki kefeli teraziyle ölçülmez. Hak dediğimiz şey eşitlikten de öte bir adalet ve ahlak anlayışıdır. Hak dediğimiz şey kemiyetle değil, keyfiyetle bellidir. Milletin mutluluğu ve huzuru aynı zamanda devletin bekasıdır. Hak dediğimiz şey inancın, vicdanın, insanlığın ve müslümanlığın getirdiği irfani bir bakıştır. Hülasa devletle milletin kaynaşması, devletle  milletin İslam’la barışması ve bağdaşması demektir.  

Profösör 

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Ramazan Şuuru


Onbir ayın sultanı olan ramazan ayı mağfiret, rahmet ve bereket ayıdır. Ramazan ayına boşuna  onbir ayın sultanı denmemiştir. Bu ayda günahlardan arınmamız, kendimizi yenilememiz biz kullar için bulunmaz bir  nimet, bir lütuf ve büyük bir fırsattır. Senede bir ay, ramazan ayında oruç tutmakla mükellefiz. Oruç sayesinde nefsimizi terbiye eder; yeniden diriliriz. Yüce Kitabımız bu ayda indirilmeye başlamıştır. Kuran'la insanlık muhatap oldukça insanlık gerçek değerlerini bulmuştur. Kuran'la insanlık kendi fıtratını tanımıştır.  Bize düşen Kuran'ın ilk emrine uyup önce içinde bulunduğumuz cehaletten ve karanlıktan kurtulmalıyız. Bunun için; Allah'ın yap dediklerini severek ve ihlasla  yapmak, yapma dediklerinden de kaçınmaktır.

En başta Kuran'la muhatap olmak müminin vazifesidir. Kuran'ı okumak demek, onu anlamak ve bulunduğu zamanın, mekanın, olayların ruhuna inmek gerekir.  İtikat, ibadet, ahlak anlamında bir müminin inancını yaşaması ve kültür haline getirmesi gerekir. Kur'an bütün insanlığı muhatap kabul eden evrensel  yegane büyük bir kurtuluş kitabıdır. Kur’an bütün kainatı hükmeder.  Onunla biz kendimizi, evreni ve ötesini idrak ederiz. Kuran’ı hakkıyla okuyarak ve onu doğru anlamak için gayret sarfetmek gerekir. Kur’an ilimleriyle donanırsak Kuran’ı hakkıyla okuyabilir ve anlıyabiliriz. İnancımız ve yaşantımız Kur’an merkezli olmalıdır. Sadece kendimizi ve bulunduğumuz toplumumuzu değil, dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanlığın kurtuluşu için çaba gösteririz. Hepimiz insanlık ailesindeniz. Hepimiz en başta insan olduğumuz için değerliyiz. Onun için yeryüzünde fitne durduluncaya ve ortadan kalkana dek mücadele etmek, adaleti temin etmek ve insanlık onurunu korumak zorundayız.

İşte içinde bulunduğumuz ramazan ayı, işte tuttuğumuz oruç ve nefsi mürakebe için büyük bir fırsat!.. Bu dünya bizim için bir misafirhanedir. Biliyoruz ki bu dünyada rahatlık yoktur. Hepimiz imtihandayız. Önemli olan bu imtihanı başarıyla sonuçlandırabilemizdir.  Aç da kalabiliriz, açıkta da kalabiliriz. Nice savaşlar, nice ayrılıklar, nice hastalıklar, açlık, susuzluk, kıtlık, savaşlardan ölen, yaralanan, evinden yurdundan uzak kalıp mülteci duruma düşen milyonlarca insan. Hepimizin başına gelebilecek kazalar, belalar, musibetler. Elimizde olmayan istemediğimiz tüm gelişmeler... İşte bu durumda payımıza düşen gücümüz yettiği kadar Hakkı yüceltmek ve zulme karşı durmaktır.

Ramazanda oruç tutmak, sadece günün belli bir vakti içinde yemeden, içmeden kesilmek, cinsel ilişkiye girmekele sınırlı değildir. Bundan maksat orucun ruhunu içimize sindirebilmektir. En başta hak yememek, kalp kırmamaktır. Sürekli iyilik yapma düşüncesiyle fırsatları değerlendirmek, küçük büyük bütün günahlardan uzak durmaya çalışmaktır. Maddi manevi bütün kazanımları, toplumla paylaşabilmek, onlarla hemhal olabilmektir. Ramazanın rahmetinin de, bereketinin de, ancak paylaştıkça çoğaldığını farkedebilmektir. Ramazanın mağfireti de, beşer olduğumuzu, hata edebileceğimizi, günah işleyebildiğimizi bilip, bir kul olarak da ancak Allah’a sığınabileceğimizi idrak edebilmemizdir.

İslam büyük bir medeniyet inşa etmiştir. İslam medeniyeti ve İslam kültürünün korunması, tekamülü için bu yolda hizmetlerimizi  kesintisiz sürdürmemiz gerekir. İslam sadece insanlara değil, bütün yaratıklara karşı bir sorumluluk getirmiştir. İnsan hakı önce insanlık onurunu korumakla başlar. Onun için İslamiyet, din, dil, ırk ayırmaz. Zengin fakir ayırmaz. Bize düşen Yaratandan ötürü yaratılanı sevmek ve onları korumaktır.

Profösör







İsraf Haramdır

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...