İzleyiciler

sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2019 Çarşamba

Bir Sevgi Dirilişi


İlkbaharın çiçek açışı, yeşillenişi ve dirilişi kadar, sonbaharın da sararıp solan kuru yaprakların yere düşüsü de insanı derinden düşündürüyor. İşte bir yaşam öyküsü; açan çiçkler soluyor ve  yeşeren yapraklar sararıp kuruyor. İlahi bir kanun bu, bir tabiat döngüsü, sanki bir ömür törpüsü. Sanki nefes alıp vermiyoruz; daha doğarken  ölüyoruz ve ölümü şimdiden bekliyoruz. Hakikat sevgiden ibarettir desek, bunu idrak etsek, okusak tabiatı, akledip muhakeme etsek herşey birer ibret ölüm gibi. Ölümsüzlüğe götüren bir tek hakikat var o da muhabbet ve ünsiyet gibi. Seveceksiniz ve kaynaşacaksınız. Birey olmaktan ve  bencillikten kurtulup birlik ve birlikte olacaksınız. İşte o zaman insansınız. Bir kuru yaprak diğer bir kuru yaprağı buluyorsa toprakta, birbirinin değerini biliyor demektir. Hakikatin gereğini yapıyor demektir. Yaprak yaprak üstünde, taş taş üstünde ve toprak toprak toprak üstünde. Sonrası bir ölüm sessizliği; ölüm sessizliği içinde bir sevgi dirilişi... 

7 Ekim 2019 Pazartesi

Ruh ikiziyiz



İnsan çiçek açtığı zaman bahar, meyve verdiği zaman da yaz gibidir. Hep böyle gitmez elbette ömür!.. Bir de bekleyen güz vardır. Kara kışta kara toprak bir ölüm vardır. İnanç insanı, evreni ve ötesini kapsar. Umut ölünceye kadar. Hırs kırka kadar. Sonra yavaş yavaş törpülenirsin. Sonbahar güz gibi geriye baktığında, eteklerin hüzün dolu yaprak gibisin. Sonbahar güz gibi değişir yüzünün rengi, güneşin feri gözlerinin rengi. Artık huzur içinde bir sükunet, sukunet içinde bir huzur arar gibisin. Bir kanepe, bir sandalye, bir tabure bulsak ta otursak, bir tepeden engin boşluklara baksak. İkimiz bir kuş olsak da kanatlanıp uçsak, Bir ruh hafifliği içinde bulut olsak, yağmur olsak ve rahmet ve bereket olarak yağsak. Kalbimiz o zaman müsterih olurdu inan!.. Toprak yağmura kansa, tohum çıtlasa nefes alsa. Filizlenip serpilip yeniden çiçek açsa nebatat... Yeniden bahar olsa, yaz olsa, güz olsa hayat!.. Kışla birlikte yeniden bir döngü olsa; işte o zaman daha iyi idrak edebilir insan. Ben ve sen hayat yolcusu ve hakikat yolcusu ikimiz, biliyoruz ki; sen ve ben ruh ikiziyiz.

Proösör

30 Kasım 2017 Perşembe

Göçmen Kuşlar




Yine sonbahar ve yine göçmen kuşlar!.. Önde rehber, arkasında dizilmiş bütün turnalar. Kuzeyden güneye, güneyden kuzeye göç eden göçmen kuşlar. Saklanmamışsa güneş gökyüzünde karabulutlara, akşam vakti bu; hüzün çöker gibi  bir sis çöker bütün yüreklere. Canı alınmış bir kızıllıkta canı alınmış fersiz bir güneş.  Elvada vaktidir bu an!.. Yüzbinlerce sığırcık sürüsü, estetik bir gösteri yapacaktır şehrin üstünde birazdan. Son selamlama böyle olmalı; bütün yaralı kalplere merhem olmalı. Bir kalp düşünün dört odacık; her odasında bir hüzüncük. Ömür dediğin nedir ki; bir gecekonduda da mutlu olur insan!.. Sen de bir gün verirsin son nefes!.. Geride bıraktığın seni sevenlerin ve sevdiklerin. Bir veda busesiyle uğurlanırsın; bırak köşkleri, konakları ve sarayları, hepsi geride kalsın... Hepimiz inanan insanlarız ya; bizim için hakikat kapısı aynı zamanda cennet kapısı!.. 


Profösör

16 Kasım 2017 Perşembe

Fotoğraflar da Konuşur




İşte ben!.. İşte pencerem!... 

Yine takvimden düştü bir yaprak. Sonbaharın son demlerini yaşayarak.  Kuru dallar arasında direnen en son yaprak o da düşecek yere toprağa karışarak. Kapıda kış; düşündürüyor insanı. Kış titretecek içimizi soğuk vuracak camlara. İşte geldik gidiyoruz; hayatımız buğulanacak.  Buğulu bir cam, parmak ucuyla yazılmış kaderimiz. Bir hüzün var  sanki; kalbimiz tertemiz. Sonbahar büsbütün hazan ve sonbaharla kış arası ağlamaklı oluyor insan. Hayal bu kış uykusuna yattığımız zaman; bir daha hiç uyanmamak. Yanan ocak yok, soba yok, mangal yok. Sadece içimizde yanan bir ateş var; koru yok, külü yok... Bir serçe gelir pencerene, karnı aç, kanadı kırık. Hallerden hal beğen; sanki pencerene gelen kırık kanatlı serçesin sen!..

16 Kasım 2017 Perşembe 
Buluşma Noktası /YeniBirlik gazetesi

20 Mart 2016 Pazar

Bahar Geliyor



Baharla yeşillenip çiçek açıp, yazla meyve verip, sonbaharla solup gittiğimiz gibi. Ömür dediğin bir mevsim ve bir gün bile değil; bir nefes alıp verdiğimiz gibi. Yok olup gideceğiz. Rahmet-i Rahman'a kavuştuğumuz gibi... 

Yazı ve Grafik: Profösör

22 Ekim 2015 Perşembe

Kuru Yaprak


Ey düşmemek için rüzgara direnen yaprak. 
Bırak kendini boşluğa sonbahar geldi bak!
Biraz sonra fırtına kopacak yağmur yağacak;
Sallanarak, ıslanarak, bırak kendini bırak!..

Profösör

17 Eylül 2015 Perşembe

Sonbaharda Sığırcıklar


Mavi gök mavi deniz. İki muhteşem platform sanki ikiz. Denizde kulaç atan balıklar, gökte rakseden kuşlar. Her zaman etkilemiştir  beni; gök kubbenin yüksekliği, denizin derinliği. Sanki amak-ı hayal içimdeki fırtınalar. Sanki eser  kutsal bir rüzgar. Evren mi dedin; raksediyor bak işte. Yer, gök, deniz; kaplıyor bütün her şeyi maneviyat. Fikir budur... Zikir budur... Şükür budur... Mevcudattaki her varlık gibi, evren içinde evren, raksediyor sonbaharda sığırcıklar.

Profösör

https://www.youtube.com/watch?v=0TIa3VBaH0U

11 Ocak 2012 Çarşamba

Artık Dizginlenemem Ben

Bulutlu ve karamsar bir seher vaktindeyiz. Belki tan hiç ağarmayacak. Belki sabah olmayacak.. Belki de güneş, ışıklarını bulutlara vurmayacak. Belki de güneş hiç doğmayacak. Yalancı bir bahar gibi, loş bir aydınlığın serinliği yüreğini titretecek. Yalnızlığını içine çeke, çeke kaderinle paylaşacaksın. Belki de bir kır evinden dağ evine kapanacaksın. Baş başa kendinle kalıp bu halinle acınacaksın. Ağaçlar, otlar, dereler.. Bu haline ne der!. Çiçekler, arılar kelebekler, bu haline gülerler. Sen kendi derdine düşmüşsün arkadaş!. Kimseyi dinlemeksizin, sadece seni ayakların götürecek.. Nereye gittiğini bilmeyeceksin. Belki bir dağ evi, belki de bir bağ evine gideceksin.

Çocukluğunu düşün bir an. Yalın ayakların harita gibi kirlenmiş, kirlendikçe şekilden şekle girmiş. Çok sevdiğin askılı pantolonun bile, dizlerindeki yamaları sökülmüş. Yaramaz bir köy çocuğusun sen. Serçelerin, kargaların, kuşların katili, zavallı bir çocuksun sen. Boynunda asılı bir sapan, ağaçtan ağaca uçan kuşlara bakan avcı bir çocuksun sen. Bir gün gökyüzüne bakarken, ayaklarına pıtraklar batacak, nallanmış bir tay gibi koşarken, canın yanarak acıyacak, ağlayacaksın sen. Aman da aman.. Ayakkabısız, yalınayak pıtraklı tarlada koşmak, ne yaman!.. Çocuksun, evet ağlayacaksın, sümüklerin akacak. İçin için çekerek, yüreğini dağlayacaksın.

Bir filim şeridi gibi akacak hayalin gözünün önünde. Bu dünya sahne, biz de birer oyuncuyuz. Belki de, bu dünyada tek kalan, bir sonuncuyuz. Bin bir fikir, bin bir duygu iç içe birbirine girecek.. Belki bu ömür böyle, bu şekilde geçecek. Bu kadar karışık olur mu düşünceler, duygular.. Bu kadar kırık olur mu düşler, umutlar.. Bir şimşek bekliyorum çaksın, gökyüzünü boydan boya yarsın da gelsin. Bir yağmur, bir sağanak yağsın da gelsin. Dinmeyen, akan gözyaşlarımı silsin de gelsin. Ölü toprağım gitsin üzerimden, yeniden dirileyim. Ondan sonra artık, dizginlenemem ben.

Profösör

12 Kasım 2011 Cumartesi

Çocukluğumda yaptığım ilk resim hüzünlü bir sonbahardır

Geçen akşam ilkokul öğrencilerinin resim dersinde yapmış oldukları resimlere baktığımda, çocukluğum bir film şeridi gibi gözümde canlanmış oldu.  İlkokula kendi köyümüz olan "Kırtepe İlkokulunda başlamıştım. Daha ilkokul birinci sınıfa başladığımda en çok sevdiğim derslerin başında resim-iş ve müzik gelirdi. Daha sonraları resim yapmak benim için bir tutku halini almıştı. O zaman elime ne geçerse onunla düz zeminler üzerine resimler yapıyordum. Okula başlamadan önce de elime geçirdiğim kurşun kalemlerle odanın duvarlarına resimler yapardım. Bu yüzden de annemden çocukluğumda azarlar işitirdim. Çizmek ve boyamak kadar bir çocuğu eğlendiren hiçbir şey yoktur diyebilirim. Bazen resim dersi, okul bahçesinde çubuklarla toprak zemin üzerine resimler yaptırılarak işleniyordu. Açık havada toprak üzerinde resimler yapmak o zamanlar bize çok eğlenceli ve zevkli gelirdi. Daha sonra ortaokul ve lisede de resim dersi benim için çok ayrı bir önem arzetmiştir. 


Münevver Şefik Fergar İlköğretim Okulu üçüncü sınıftaki bir öğrencinin yaptığı resmi çerçeveleyerek sayfamda yayınlamak istedim. Bu paylaşım benim ilkokula başladığım ilk resme çok benziyordu. İlkokulda öğretmenim benim resmimi sınıf panosuna asarak beni ödüllendirmişti.  Sonra da resim yapmanın zevkini her zaman doyasıya yaşamış oldum.  İlkokul, ortaokul, lise ve üniversiteye kadar bütün kitaplarımın kabına resimler yaparak adeta stres atıyordum. Gittikçe çizimlerim de gelişiyor ve arkadaşlarım tarafından takdir görüyordum. Bu bende kimlik ve kişiliğimi etkiliyordu. Adım sanki unutulmuş, herkes bana "Ressam" diye çağırıyordu. Bu "Ressam" lakabı beni o kadar mutlu etmiştir ki, sanki kimliğimi ressam olmama borçluydum. Bir taraftan da eskiye nazaran daha güzel çizimler yapabilmenin sorumluluğunu büyük ölçüde hissettim.  Kendimce çizgi çizmeyi bir disiplin haline getiriyordum. Kışın buğulanan pencere camlarına dahi resim yapar ve yaptığım resmin köşesine de imzamı çakmayı ihmal etmezdim.

Zaman geldi, bir dergide çizgilerim yayınlanmaya başlayınca, dergiyi takip eden bir gazeteci ağabeyimiz tarafından, çalışmış olduğu gazetede benim de ressam olarak çalışmam teklif edildi. Artık çizgilerim, resimlerim, karikatürlerim, grafik çizimlerimden para kazanacak ve maaş alacaktım. Nitekim gazetecilik serüvenim ressamlıkla başladı. Nihayet sırasıyla beş ulusal büyük gazetede resim ve grafik de yaptım. Karikatür de çizdim. Muhabirlik ve yazarlık da yaptım.. Mesleğimi sevdim. Mesleğimi severek icra ettim. Hayatımı böyle kazandım.  İlkokula giden çocukların yaptıkları resimlere baktıkça anılarım hep tazeleniyor. Çok iyi hatırlıyorum ki; çocukluğumda ilk yaptığım resim bir sonbahar resmiydi. Bütün ağaçlar sararmış, yapraklar dökülürken, bacalardan da dumanlar tüterdi. Her sonbahar gelişinde, sarı sarı yapraklar ve hüzün içinde olduğum günler bir bir gelir aklıma.. Çünkü  sonbahar bir hüzündür.  Hüzün bütün sonbahara resimlerinde en yakışanıydı.

Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...