Bulutlu ve karamsar bir seher vaktindeyiz. Belki tan hiç ağarmayacak. Belki sabah olmayacak.. Belki de güneş, ışıklarını bulutlara vurmayacak. Belki de güneş hiç doğmayacak. Yalancı bir bahar gibi, loş bir aydınlığın serinliği yüreğini titretecek. Yalnızlığını içine çeke, çeke kaderinle paylaşacaksın. Belki de bir kır evinden dağ evine kapanacaksın. Baş başa kendinle kalıp bu halinle acınacaksın. Ağaçlar, otlar, dereler.. Bu haline ne der!. Çiçekler, arılar kelebekler, bu haline gülerler. Sen kendi derdine düşmüşsün arkadaş!. Kimseyi dinlemeksizin, sadece seni ayakların götürecek.. Nereye gittiğini bilmeyeceksin. Belki bir dağ evi, belki de bir bağ evine gideceksin.
Çocukluğunu düşün bir an. Yalın ayakların harita gibi kirlenmiş, kirlendikçe şekilden şekle girmiş. Çok sevdiğin askılı pantolonun bile, dizlerindeki yamaları sökülmüş. Yaramaz bir köy çocuğusun sen. Serçelerin, kargaların, kuşların katili, zavallı bir çocuksun sen. Boynunda asılı bir sapan, ağaçtan ağaca uçan kuşlara bakan avcı bir çocuksun sen. Bir gün gökyüzüne bakarken, ayaklarına pıtraklar batacak, nallanmış bir tay gibi koşarken, canın yanarak acıyacak, ağlayacaksın sen. Aman da aman.. Ayakkabısız, yalınayak pıtraklı tarlada koşmak, ne yaman!.. Çocuksun, evet ağlayacaksın, sümüklerin akacak. İçin için çekerek, yüreğini dağlayacaksın.
Bir filim şeridi gibi akacak hayalin gözünün önünde. Bu dünya sahne, biz de birer oyuncuyuz. Belki de, bu dünyada tek kalan, bir sonuncuyuz. Bin bir fikir, bin bir duygu iç içe birbirine girecek.. Belki bu ömür böyle, bu şekilde geçecek. Bu kadar karışık olur mu düşünceler, duygular.. Bu kadar kırık olur mu düşler, umutlar.. Bir şimşek bekliyorum çaksın, gökyüzünü boydan boya yarsın da gelsin. Bir yağmur, bir sağanak yağsın da gelsin. Dinmeyen, akan gözyaşlarımı silsin de gelsin. Ölü toprağım gitsin üzerimden, yeniden dirileyim. Ondan sonra artık, dizginlenemem ben.
Profösör

