İzleyiciler

rüzgar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüzgar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2017 Perşembe

Rahmet Ne ki!..


Yağmur yağıyor demezdi de rahmet yağıyor derdi ninem. Rahmet ne ki!.. Ölünün arkasından okunan  bir şey sanırdık dua gibi. Bir şimşek çakması, gök gürlemesi yağmurun yağmasıyla genelde bir hüzün çökerdi içimize. Rahmetin ne demek olduğunu idrak ettik daha sonrası. Yağmur demek rahmet demekti. Bereket demekti. Hayat demekti. Bir sevgi boşanır gibi  rahmet boşanırdı içimize.  Çatımız aksa da üzülmezdik bir kere. Rüzgar vurdukça titreşirdi penceremizdeki kırık camlar. Göz kırpardı rüzgardan kirpiklerini oynatan, gaz lambamızın fitilinden çıkan aydınlık. Bir odacıkta dört çocuk; olur da sönerse lambamız, karanlıkta birbirimize sarılırdık korkudan ve masuzcuktan. Dört duvar bir oda, küçücük bir dört köşe sehpa odanın ortasında, üstünde camı kırık bir lamba. kitapları önünde ders çalışan dört çocuk  lambanın etrafında. Başlar lambadan vuran ışıkla oynaşırlar duvarlarda. Sanki bu doğal bir sinema. Yağmur, rahmet, sevgi, pencere, lamba ve sehpa derken bizim çocukluğumuzun masalsı hikayesi bu satırlarda!..

Profösör

16 Kasım 2017 Perşembe

Fotoğraflar da Konuşur




İşte ben!.. İşte pencerem!... 

Yine takvimden düştü bir yaprak. Sonbaharın son demlerini yaşayarak.  Kuru dallar arasında direnen en son yaprak o da düşecek yere toprağa karışarak. Kapıda kış; düşündürüyor insanı. Kış titretecek içimizi soğuk vuracak camlara. İşte geldik gidiyoruz; hayatımız buğulanacak.  Buğulu bir cam, parmak ucuyla yazılmış kaderimiz. Bir hüzün var  sanki; kalbimiz tertemiz. Sonbahar büsbütün hazan ve sonbaharla kış arası ağlamaklı oluyor insan. Hayal bu kış uykusuna yattığımız zaman; bir daha hiç uyanmamak. Yanan ocak yok, soba yok, mangal yok. Sadece içimizde yanan bir ateş var; koru yok, külü yok... Bir serçe gelir pencerene, karnı aç, kanadı kırık. Hallerden hal beğen; sanki pencerene gelen kırık kanatlı serçesin sen!..

16 Kasım 2017 Perşembe 
Buluşma Noktası /YeniBirlik gazetesi

12 Aralık 2015 Cumartesi

Özlemim

Bir deniz mevsimiydi kendimi denize attığım. Lacivert mavisiyle dalgalara kafa tuttuğum. Bir tarafımda kalbimde beslediğim ölümsüz  sevgim ve sen, bir tarafımda köpük köpük kabaran öfkem ve ben. Hani nerdede uçuşan martılar, nerede oynaşan balıklar hepsi benim. Ey mavi gözlü denizim seni özledim. Özledim seni ey altın sarısı sahilim. Bekliyor beni yeni yeni ufuklar, bekliyor beni haşin rüzgarlar. Az kaldı az; tatlı bir sabah rüzgarına yelken açacağım... Bir çılgın gibi denizlerde yaşayacağım.

Profösör

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir Nefes Çocukluk


Apartmanlar, rezidanslar, üst üste birbirinin üzerine yıkılacakmış gibi duran binalar ürkütüyor insanı. Daha çocukken kafeste yaşar gibi onuncu kat, onsekizinci kat çocukları, asansörle ayağını yere basabiliyor. Ayağı toprağa değil, betona basan çocuklar. Kırmızı ışıkta dur, yeşilde geç. Trafik ışıkları, her an yaşamak için dikkat gerektiren durumlar. Gelecek kaygısı ve ruhsal  hastalıklar. Anarşi, terör ve anomi. Oysa çocukların özgür yaşantıları olmalı ki; özgürce sonsuz hayalleri onları büyülü bir dünya sunmalı. Gözleri bulutlarda, saçlarında rüzgar, çevresinde kuşlar olmalı. Gökyüzünde nazlı nazlı uçan uçurtmaların kuyruğunda olmalı umutları. Dönen bir topacın etrafında kevnetlenmeli çocuklar. Üzüntü ve hüzün yerine gülümsemeli çocuklar. Bir köy çocuğu kadar özgür olmalı çocuklar. Güneşin batışıyla çanak çömlek patlamalı, ayın doğuşuyla duygular oynaşmalı, yıldızların kayışıyla dilekler tutulmalı. Çocuk gibi çocuk olmalı. 

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...