
İslami esaslar dendiği zaman bütün İslami ilimlerin
anlaşılması akla gelmelidir. İslam'ın
anlaşılmasıyla birlikte bir yaşam haline getirilmesinde, İslami ilimlerde temel
olarak öğrenilmesi gereken değerleri öncelikle doğru örenmek ve doğru bilmekten
geçiyor.. Günümüzde bir kişi, ilmi arapçayı bilmeden, tefsir bilmeden, kelam
bilmeden, hadis bilmeden, fıkıh bilmeden, siyeri nebi bilmeden ve bunların
metodolojisini uygulamadan, İslami bir rahleyi tedrisattan geçmeden, kendisini
yazdıkları ve söyledikleriyle bir İslam alimi yerine koyabiliyorsa, hatta fetva
makamındaki birinin sıfatına bürünebiliyorsa, böyle kişilere karşı kesinlikle
temkinli bakmak gerekiyor. Kuran meallerle anlaşılacak bir kitap değildir.
Kuran bir incil ve bir Zebur gibi okunacak bir kitap da değildir. Koskoca
mezhebin kurucusu İmamı Azam dahi, kendisine sorulan bir soruya karşılık, eve
gidip bir kitaba bakalım dediğini hatırlamalıyız. Elbette bir insan eğer
müslümansa, İslam'ın gerektirdiği temel akideleri bilmekle birlikte de
uygulamakla mükellef olduğunun bilincindedir. İslam; itikat, ibadet ve ahlak
kavramlarını bir bütün olarak vazeder ve bir bütün olarak da müslümanlar
İslam'ı yaşayarak içselleştirirler. Harfler, kelimeler, kavramlar, cümleler
içindeki yeri, yaratılış hakikatine hiç bir zaman ters düşmeyecek şekilde
yerlerini bulurlar. Şuurlu bir müslüman; İslam nedir, iman nedir, ihsan nedir,
irfan nedir bunun bilincindedir. Kalp nedir, işlevi nedir, ruh nedir, can
nedir, bütün bu kelimeler, gerek soyut, gerek somut anlamda ait olduğu
cümlelerde yerini bulur. Bir kişi alanında ehil ve liyakat sahibi olmadan, biliyorum
zannıyla ve bildiklerini içselleştirmeden, birinin anlamını ve işlevini
diğerine, diğerinin anlamını ve işlevini de öbürüne yüklemenin, ayrıntılarda
kaybolarak, belkilerle kesin hüküm vermenin doğru olmadığının bilincine
varmalıdır.
Kuran'da işaret edilen en önemli nokta kişinin Allah
karşısında haddini bilmesi, azemeti karşısında da boynunu bükmesidir. En büyük
cihadın nefis terbiyesiyle ilgili olduğunu bildiğimiz için, silahımızı da
nefsimizi terbiye etmede ve onu diz çöktürmede kullanırız. İrademizi
iyiliklerden, güzelliklerden ve doğruluklardan yana kullanırız. Bütün mesele
hayatımızı Kuran'a göre düzene sokmamızdır. Öğrendiklerimiz konusunda ehil ve
liyakat sahibi kişilerden olursa, gönül rahatlılığıyla o bilgiye teslim oluruz.
Herşey Kuran'da belirtildiği gibi apaçık ortadadır. Biz de yaptıklarımızın iyi
ya da kötü oluşunu fıtraten mevcut olan vicdanımızda da hesabını veririz. Doğru
bilgi edinmek, öğrendiklerimizi konusunda otorite olan hocalarımızın günün
meselelerine İslami açıdan bakışlarıyla sağlamasını yaparız. Madem ki günümüz
bilim ve iletişimin ortak noktası ve bilişim çağıdır, bunu bilinç çağına
taşıyabilmemiz ancak Kuran'la nurlanmamızdır. Bugünkü dünyada artık bir bilim
adamının çalışmaları tek başına birşey ifade etmemektedir. Oysa ilmi gelişmeler
her konuda ilim adamlarının ortak gayretleriyle ortaya koyduğu değerler, ilmi
bir heyet tarafından tasdik edilmeli ve doğrulanmalıdır. Bir kişinin yazdığı
tefsirle, bir heyetin ortaya koyduğu tefsir arasında isabet açısından ve usül
açısından çok fark vardır. Heyet halinde yapılan ilmi çalışmalar; kişinin
takıntılarından uzak, aynı zamanda da, Kuranın işaret ettiği meşveret ve şura
kurumunun fiilen ve resmen uygulanması anlamına gelmektedir.
İslam adaleti ve hakkaniyeti getirirken bütün insanlığa
sunduğu hayat tarzı, insanlığın huzuru, mutluluğu, refahı, barışı için
getirdiği İslam Medeniyetidir. İslam sadece bir inanç meselesi ve asla
ruhbanlık değildir. Bize düşen bildiklerimizi ve öğrendiklerimizi sağlama
alarak hayatımızda uygulamaya sokmaktır. Harfler, heceler, kelimeler, cümleler
içinde boğulup kalmamaktır. Sözün özü; Allah'a ve Resül'ine inanmak, inanarak
yaşamak ve Allah yolunda hayırlı işlere koşarak Allah'ın rızasını
kazanabilmektir.
Yazan: Profösör
Fotoğraf: Hurşit Akyıl