Apartmanlar, rezidanslar, üst üste birbirinin üzerine yıkılacakmış gibi duran binalar ürkütüyor insanı. Daha çocukken kafeste yaşar gibi onuncu kat, onsekizinci kat çocukları, asansörle ayağını yere basabiliyor. Ayağı toprağa değil, betona basan çocuklar. Kırmızı ışıkta dur, yeşilde geç. Trafik ışıkları, her an yaşamak için dikkat gerektiren durumlar. Gelecek kaygısı ve ruhsal hastalıklar. Anarşi, terör ve anomi. Oysa çocukların özgür yaşantıları olmalı ki; özgürce sonsuz hayalleri onları büyülü bir dünya sunmalı. Gözleri bulutlarda, saçlarında rüzgar, çevresinde kuşlar olmalı. Gökyüzünde nazlı nazlı uçan uçurtmaların kuyruğunda olmalı umutları. Dönen bir topacın etrafında kevnetlenmeli çocuklar. Üzüntü ve hüzün yerine gülümsemeli çocuklar. Bir köy çocuğu kadar özgür olmalı çocuklar. Güneşin batışıyla çanak çömlek patlamalı, ayın doğuşuyla duygular oynaşmalı, yıldızların kayışıyla dilekler tutulmalı. Çocuk gibi çocuk olmalı.
Profösör