İzleyiciler

9 Ekim 2012 Salı

Bir Kitaba Bakalım

İslami esaslar dendiği zaman bütün İslami ilimlerin anlaşılması akla gelmelidir.  İslam'ın anlaşılmasıyla birlikte bir yaşam haline getirilmesinde, İslami ilimlerde temel olarak öğrenilmesi gereken değerleri öncelikle doğru örenmek ve doğru bilmekten geçiyor.. Günümüzde bir kişi, ilmi arapçayı bilmeden, tefsir bilmeden, kelam bilmeden, hadis bilmeden, fıkıh bilmeden, siyeri nebi bilmeden ve bunların metodolojisini uygulamadan, İslami bir rahleyi tedrisattan geçmeden, kendisini yazdıkları ve söyledikleriyle bir İslam alimi yerine koyabiliyorsa, hatta fetva makamındaki birinin sıfatına bürünebiliyorsa, böyle kişilere karşı kesinlikle temkinli bakmak gerekiyor. Kuran meallerle anlaşılacak bir kitap değildir. Kuran bir incil ve bir Zebur gibi okunacak bir kitap da değildir. Koskoca mezhebin kurucusu İmamı Azam dahi, kendisine sorulan bir soruya karşılık, eve gidip bir kitaba bakalım dediğini hatırlamalıyız. Elbette bir insan eğer müslümansa, İslam'ın gerektirdiği temel akideleri bilmekle birlikte de uygulamakla mükellef olduğunun bilincindedir. İslam; itikat, ibadet ve ahlak kavramlarını bir bütün olarak vazeder ve bir bütün olarak da müslümanlar İslam'ı yaşayarak içselleştirirler. Harfler, kelimeler, kavramlar, cümleler içindeki yeri, yaratılış hakikatine hiç bir zaman ters düşmeyecek şekilde yerlerini bulurlar. Şuurlu bir müslüman; İslam nedir, iman nedir, ihsan nedir, irfan nedir bunun bilincindedir. Kalp nedir, işlevi nedir, ruh nedir, can nedir, bütün bu kelimeler, gerek soyut, gerek somut anlamda ait olduğu cümlelerde yerini bulur. Bir kişi alanında ehil ve liyakat sahibi olmadan, biliyorum zannıyla ve bildiklerini içselleştirmeden, birinin anlamını ve işlevini diğerine, diğerinin anlamını ve işlevini de öbürüne yüklemenin, ayrıntılarda kaybolarak, belkilerle kesin hüküm vermenin doğru olmadığının bilincine varmalıdır.

Kuran'da işaret edilen en önemli nokta kişinin Allah karşısında haddini bilmesi, azemeti karşısında da boynunu bükmesidir. En büyük cihadın nefis terbiyesiyle ilgili olduğunu bildiğimiz için, silahımızı da nefsimizi terbiye etmede ve onu diz çöktürmede kullanırız. İrademizi iyiliklerden, güzelliklerden ve doğruluklardan yana kullanırız. Bütün mesele hayatımızı Kuran'a göre düzene sokmamızdır. Öğrendiklerimiz konusunda ehil ve liyakat sahibi kişilerden olursa, gönül rahatlılığıyla o bilgiye teslim oluruz. Herşey Kuran'da belirtildiği gibi apaçık ortadadır. Biz de yaptıklarımızın iyi ya da kötü oluşunu fıtraten mevcut olan vicdanımızda da hesabını veririz. Doğru bilgi edinmek, öğrendiklerimizi konusunda otorite olan hocalarımızın günün meselelerine İslami açıdan bakışlarıyla sağlamasını yaparız. Madem ki günümüz bilim ve iletişimin ortak noktası ve bilişim çağıdır, bunu bilinç çağına taşıyabilmemiz ancak Kuran'la nurlanmamızdır. Bugünkü dünyada artık bir bilim adamının çalışmaları tek başına birşey ifade etmemektedir. Oysa ilmi gelişmeler her konuda ilim adamlarının ortak gayretleriyle ortaya koyduğu değerler, ilmi bir heyet tarafından tasdik edilmeli ve doğrulanmalıdır. Bir kişinin yazdığı tefsirle, bir heyetin ortaya koyduğu tefsir arasında isabet açısından ve usül açısından çok fark vardır. Heyet halinde yapılan ilmi çalışmalar; kişinin takıntılarından uzak, aynı zamanda da, Kuranın işaret ettiği meşveret ve şura kurumunun fiilen ve resmen uygulanması anlamına gelmektedir.

İslam adaleti ve hakkaniyeti getirirken bütün insanlığa sunduğu hayat tarzı, insanlığın huzuru, mutluluğu, refahı, barışı için getirdiği İslam Medeniyetidir. İslam sadece bir inanç meselesi ve asla ruhbanlık değildir. Bize düşen bildiklerimizi ve öğrendiklerimizi sağlama alarak hayatımızda uygulamaya sokmaktır. Harfler, heceler, kelimeler, cümleler içinde boğulup kalmamaktır. Sözün özü; Allah'a ve Resül'ine inanmak, inanarak yaşamak ve Allah yolunda hayırlı işlere koşarak Allah'ın rızasını kazanabilmektir.

Yazan: Profösör
Fotoğraf: Hurşit Akyıl

7 yorum:

Şükriye Karahan dedi ki...

Profesör , zamanında bununla ilgili bir yazı yazma girişimim olmuştu.O konuda da fikirlerinizi önemle merak ediyorum açıkcası:)

Bu yazınız da bilgilenmem için çok iyi bir vesile oldu teşekkürler...Ki,Kuran biliyorsunuz tartışmaya ve günümüzde muaallakta kalmaya yüz tutmuş bir kitap.Kimisi diyor islamiyette felsefe yok diyor ,günah diyor ,islamiyet felsefeyi öngörmez diyenler var,felsefe dinsizlik diyenler var...islamiyet akıl mantık bilimiyse,Kuran bizim kitabımızsa nasıl oluyor da felsefeyi yok sayıyoruz,anlamıyorum:(

Profösör dedi ki...

Şükriye Karahan@ Felsefe metodolojik olarak düşünme ve yargıya varma bilmidir. İslam dini harici felsefe yapmak, demek salim akla uygun olmayan düşünceleri benimsemek anlamına da gelebilir. Oysa İslamı ve nasları anlama adına yürütülen mantık sadece düşünmek değil aynı zamanda da hissetmektir. İlim sonsuz okyanusta bir katre damla ise, bir damla ile okyonusu tarif etmenin zorluğunu anlatmak gerekmez. Genelde felsefeciler kuşbakışı fili bir bütün ve doğru olarak tarif edemezler. Filin bacağını tutan, bu bir sütundur, gibi eksik ve yanlış yargılara varabilmektedirler. Oysa İslam düşüncesinde, bir fil, kuş bakışı ve doğru olarak bütün azalarıyle tarif edilir. İslamda felsefe yoktur demek düşünce ve tefekkürü reddetmek demektir. İslam'da felsefe vardır. Çünkü İslam dini aynı zamanda mantık dinidir. Felsefesiz hiç bir din olmaz. Kuranı Kerim'de akletme ve düşünme fiilleri sık sık konu edilmektedir. Aynı zamanda İslam dini mensupları, ezelden ebede kadar, dünya ve ahiret için doğru düşünme mantığını nasları kaynak alarak yürütürler. Kuran beşerin ortaya koyduğu bir kitap değildir. Allah'ın vazettiği bir hayat sistemidir. Onun için ancak İslam'ı referans alarak, felsefeyi bir tefekkür eylemi olarak kabul edebiliriz. Sadece İslami ilimleri ve İslam esaslarını dikkate almadan felsefe okuyanlar bilir ki, sonra gelenler, öncekilerin yanlışlarını çıkarmış, biri diğerini beğenmemiştir. İslam Âlimleri ise, İslamı esas alarak, birbirlerini tasdik ederek gelmişlerdir. Aklı olmayan deli, aklını kullanamıyan sefıh, aklı az olan ise ahmaktır. İslamı referans almayıp; yalnız akla uyup, yalnız ona güvenip, aklın ermediği şeylerde yanılan kimseye sadece tek kelimeyle felsefecidir diyebiliriz. Aklın erdiği şeylerde ona güvenen, aklın ermediği yerlerde, Kur’ân-ı kerimin ışığı altında, akla doğruyu gösteren yüksek insanlar da islâm âlimleridir, dememiz daha uygun olur.. Sözün özü; İslam'ı esas alarak akılla yapılan mantık yürütmeleri tefekkürdür. Bu açıdan İslam düşünürlerine mütefekkir de diyebiliyoruz. Hz. Mevlanaya mütefekkir ve mutasvvuf dediğimiz gibi. İslam'ı esas almadan yapılan ve sadece bilimsel verilere dayanarak, aklı esas alan düşünme şekline tek kelimeyle felsefe diyoruz. Genellikle İslamda felefe yoktur demelerinin sebeblerinden birisi de budur. Bu kavram kargaşası kafamızı karıştırmaktadır. Salt akıl için söylenecek şey; "İnsan nasıl yaşıyorsa öyle inanmaya başlar, nasıl inanıyorsa da öyle yaşamayı şiar edinir. (Sürçi lisan ettiysem affola)

YAŞAMSAL GANİMETLER dedi ki...

Yüreğinize sağlık çok güzel yazı...

Profösör dedi ki...

YAŞAMSAL GANİMETLER@ Teşekkür ederim..

Şükriye Karahan dedi ki...

çok teşekkür ederim önemle bunu açıkladığınız için:)

Asahhara dedi ki...

Bilenle bilmeyen bir olur mu?..

Bilen sağlam kaynaklardan bilir. Bilmeyen kulaktan duyma bilgilerle hareket eder..

Profösör dedi ki...

Asahhara @Haklısınız..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...