İzleyiciler

şair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2017 Pazar

İlham Kalbe Düşer


Türk dili edebiyatınada "Kalp" kullanılır. Kalp inanç, sevgi, şefkat ve merhamet gibi değerleri taşıdığı için; kalbin kutsal  değeri vardır. Kalp imanın, İslam'ın, ihsanın, irfanın makamıdır. Kalp doğrudan doğruya aşkın mabedi ve  imanın tasdik makamıdır. Kuran'da da, bütün kutsal kitaplarda da, şiirlerde de kalbin özel  yeri vardır. "Kalp" kelime bakımından "yürek"le eş anlamlı değildir. Çünkü "yürek" kalbin ihtiva ettiği manaları içinde barındırmaz. Yürek kalbin yerini tutmaz ve tutamaz. İlham önce  kalbe düşer, kalpte yeşerir, kalpde şekillenir ve kalpte gelişir. İlham sonra dile, sonra kaleme, sonra  kağıda dökülür. Çünkü kalp neyi hissederse, dil onu söyler. Kalp terbiye olmuşsa dil ondan asla azade olamaz. Şairler kalp varken, asla  yürek kelimesini kullanmaz. Hakiki imana sahip olan bir kalp aklın yanılmasına ve nefsin zaaflarına kapılmaz.  Mütmain olan kalp, seven ve sevilen kalptir. Seven ve sevilen bir kalp  kendisiyle, Rabbiyle barışık ve bağdaşık olan olan kalptir. 

Profösör


26 Mart 2017 Pazar

Delişmen


DELİŞMEN

Külü savur.
bir bulut üfle, bir kanat tut
ve ateşe gir..

Bütün bunlara "delilik"
deme.
zaten aşık olarak
bunu yapıyorsun!...

Sezer Özsen


Ocak 1994 - Harbiye

Not: 
Blogdaşım 
Sevgili Sezer Özsen,
namı diğer Momentos'un 
gönderdiği "Anıltı" ismli 
şiir kitabı elime geçtiğinde 
duyduğum heyecanı
tarif edemiyorum. 
Teşekkür ederim.
Bütün yüreklere şifa olsun.
Yüreğine sağlık
sevgili Sezer!.. 

26 Ocak 2017 Perşembe

Şuurlanmak


Hakikatin mahiyeti önemli değildir. Çünkü adı üstünde  özü de sözü de hakikattir. Onemli olan o hakikatin bize nasıl öğretildiğidir. Bu işte öğretmenlerimiz kadar şairlerimize de sorumluluk düşmektedir.  Hakikati öğretmenlerimiz öğretirken, onu yücelten şairlerimizdir.

Profösör

30 Ekim 2016 Pazar

Şiir ve Şair


Şiir sakız patlatma, kelime çatlatma değildir. Edebiyat parçalama ise, hiç de şiir değildir... Şair Kuran'dan alır ilhamını; özü sözü birdir. Edebiyat da belagat da şairin kutsal bir vazifesidir.



Profösör

28 Ekim 2016 Cuma

Şair ve Şuur

Şair şiir yazan mıdır sadece!..  
Ressam da, şarkıcı da, mimar da şaiirdir bence.  
Şair şuurlandıran demekse eğer.  
Şair sayılır sokağı süpüren çöpçü de.

Profösör

14 Şubat 2016 Pazar

Kırmızı Gül


Bir karanfil için gülü üzmek istemem. Gülü bülbülden, bülbülü gülden ayırmak istemem. Açın bakın mushafa; Kuran'ın kalbi Yasin-i Şerif'tir. Sayfa arasında kurutulmuş bir çiçek varsa o da kurutulmuş bir güldür. Benim nasıl çok sevdiğimi ondan anlarsınız. 
Bir ressam gibi yaşadım; bir şair gibi ölmek isterim. Kalbimde sevgin, dudaklarımda ismin ölürken hecelemek isterim.
Profösör

11 Şubat 2016 Perşembe

Yağmur Olmasa

Yağmur olmasa tohum olmazdı. Tohum toprağa düşse de, tohum çatlamazdı. Tohum çatlasa da, filizlenip yeşillenmez, başak başak şiir olmazdı. Yağmur olmasaydı inanç olmaz, umut dağıtmazdı. Umut olmasaydı şair olmazdı. Şair olmasaydı dostluk öksüz ve yetim kalırdı.... İyi ki dostluk var, iyi ki şair var, iyi ki başak başak şiir var, toprak var, tohum var, yağmur var!..

Profösör

21 Aralık 2015 Pazartesi

Şiir ve Şuur









Keşke her daim şiir yazsam; şiirle yatıp kalksam. Keşke şiirle gülsem, şiirle ağlasam; şiirle yaşasam. Bir başka olurdu dünya; hakikati tutan ve zulme başkaldıran.

Profösör



1 Nisan 2015 Çarşamba

Bir İç Sorgulaması


Ömer bey "Ben Ömer bey, nasılsın?" diyerek  kendi kendini bir iç sorgulama gereğini duymuş. Ömer bey bir edebiyatçı, bir edebi mevkutenin sahibi ve bu arada da yayın editlüğünü yapmakta. Sonra "Ben nenedeyim"?" diyor Ömer bey. İnsan kendi kendini sorgulamalı elbette. Aynı zamanda, zaman  zaman kendini konumlandırmalı. Bence aynanın karşısına her geçtiğimizde "Ben kimim, neyin nesiyim?" sorusuyla başlamakla, belki de önce insan olmanın bilincini kuşanmalı. Zaten gerisi çorap söküğü gibi gelecektir soruların birbiri arkası kesilmeden. İşte o zaman "Ben neredeyim?" sorusunun cevabı; ya hakikatler dünyasında Allah'a kul olan bir kul, ya da yalan dünyanın ve nefsin zaafları içinde, kurban olduğunun farkına vacaktır insan. 

İster zirvede ol; Bozdağın tepesinde özgür mü özgür, ister bir uçurumun kenarında tutun kuru bir yaprak gibi.  Seni alsın götürsün bir üfürük rüzgar.  Belki Beydağ barajında boğulmak, Menderes nehrinde sürüklenmek var! Belki dip buçak bir kör kuyudur akibetimizin sonu. Elimizde midir kurtulup yaşamak?.. Asıl mesele bir nefesin diğer nefesi takip edip etmesine bak!.. Duvara da toslarsın, çıkmaz sokaklara da saparsın. Bazen bir labirentte çaresiz, yorgun,  umudunu biteviye kaybedersin. Yoksa kelimeler ve işe yaramayan bilgiler içinde boğulur kalır insan. Yine de bir kurtuluş umudu olmalı insanın. Yaşamaya ve insan onurunu korumaya dair. Evet umut olmalı ve umudu taşıyan insanın içinde inancı olmalı. Ambarda saklanan bir habbe gibi ekilmeyi beklemeli. Ekilmeyi bekleyen bir sevgi tohumu. Başak başak sevgi, şefkat merhameti içinde barındıran bereket olmalı insan. Başak başak barış, kardeşlik ve dostluk kelimelerine sarılmalı insan. Sevmeli ve sevilmeli... "Ben kimim?" ile başlamalı iç sorgulamaya "Ben neyin nesiyim?'le devam etmeli. Sonra da "Neredeyim?" ve "Nerede olmalıyım?" sorularının cevabını vermeli insan...

Şairler bizi şuurlandıran birer insanlık rehberidir oysa. Zindana da düşse insan, inancı varsa, umudu da vardır; o asla orada mahpus da  değildir. Hele haksız yere orada çile çekmek mukadderatında varsa insanın; zindan onun için güllük gülüstanlıktır. Çünkü zindanın küçücük penceresi olsa da, dünyaya kapalı, Allah'a açıktır.

Profösör

20 Şubat 2012 Pazartesi

Şair Nurettin Durman Gönüldaşımızdır

Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi ve Üsküdar Belediyesinin ortaklaşa düzenlediği şiirimizin önemli isimlerinden Nurettin Durman için dün akşam bir şükran gecesi düzenlendi. Şairin de katıldığı geceye, Nurettin Durman'ın şair arkadaşları, öğrenciler, dostları ve arkadaşları katılarak şaire vefa borcunu ödemiş oldular. Bu gecede şairler, dostlar ve arkadaşları tarafından şairle ilgili anıları ve şiiri hakkında konuşmalar yapılırken, şiirlerinden de örnekler sunuldu.

Şair Nurettin Durman'la 1977 yıllarında gazeteciliğe profesyonel olarak başladığım yıllarda tanışmıştık. O dönemde de bendeniz iki ayrı ulusal gazetede karikatür de çizenlerden biriydim. Şiire de sadece okuyucu olarak ilgi duyuyordum. O yıllarda Beylerbeyi'ne yerleştim. Her gün iş dönüşü, akşamları kendisinin işlettiği berber dükkanında yarım saat, bir saat müddetle oturur, o müşterisinin saç sakalıyla uğraşırken şiirden, sanattan, estetikten, siyasetten, dostluktan ve ahlaktan sohbet ederken bir anlamda da birlikte şiir ve karikatür kritikleri yapardık. Şair Nurettin Durman berberlik yapan bir esnaf ağabeyimiz olarak dükkanını bütün yazar, çizer ve sanat erbabına kapılarını açmıştı. Her akşam orada derin bir nefes alır, bütün yazar çizer arkadaşlarımızla orada buluşma imkanı oluştururduk. Orası bir nevi bir buluşma noktamızdı. Şair ismet Özel, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç ve Ahmet Özalp gibi isim yapmış dostlarımız da bu mekanda nefes alırdı. O sırada da bir marangoza bir pano yaptırtarak, zeminini çuha ile kaplayıp dükkanın lünhal yerine astık. Artık Onun şiirleri benim de çizgilerim panoda yer alıyor, diğer arkadaşların da katkısıyla bir duvar gazetesi niteliğinde aylık sanat ve edebiyat dergimiz çıkıyordu.


Nurettin Durman ağabeyimiz şiirlerini özellikle benimle sık paylaşır, üzerinde konuşurduk. Ne yazık ki edebiyat ve şiir dergileri öbek öbek klasikleşmiş olduklarından aralarına yeni isimleri sokmazlar ve dönüşümlü olarak kendi yazdıklarını dergilerinde yayınlarlar idi. Tabi ki biz bu durumdan son derece rahatsız olduğumuzu söyleyebiliriz. Nurettin Durman'ın şiirleri çalıştığım gazetelerde yayınlanmaya başladı. Sonra da diğer dergilerde de yer bulunca şairimiz bütün enerjisiyle üst üste şiirler yazarak edebiyat dünyasında yerini almıştır. Arada arkadaşlarıyla çıkardığı "Düş Çınarı" edebiyat dergisi ve kitaplarıyla sevenlerinin gönlüne girmeyi başarmıştır.

1945’te Bingöl’ün Kür (Dikme) köyünde doğdu. Bingöl Sarayiçi İlkokulu’ndan mezun oldu (1957). Bingöl ve Elazığ’da sayacılık, tuğlacılık, terzilik, kahvecilik, berberlik yaptı. Altmış ihtilalinden sonra İstanbul’a yerleşti. 1968 yılından itibaren İstanbul – Üsküdar Beylerbeyi’nde ikâmet ediyor. 1976 yılından bu yana mesleğini icra etmiştir. Şimdilerde dükkanını kapatarak daha da kendini şiir ve edebiyata vereceğini de öğrenmiş olduk. Bu arada şiirlerini ve kitaplarını burada zikretmek istiyorum. Şiirleri; Şehrin Üzerindeki Bulutlar (1990), Haziran (1991), Savrulan (1993), Uzun Beyaz Bir Çığlık (1995), Hoşça Kal Hüzünbaz Çocuk (1998), Akşam Yedi Suları (seçme şiirler-2000), Filistin Şiirleri Antolojisi (2001), Red Şiirleri Antolojisi (2003), Güllerin Ardından (2004), Işık Oyunları (2005), Aşk Şiirleri Antolojisi (2006), Salıncakta, Sallanan Rüzgâr-Çocuk Şiirleri Antolojisi (2007), Kayıp Zaman Atlası (2007), Seni Beklerken Cancağızım Ben Böyle (2008).. Denemeleri; Uzun Günlerin Kısa Tarihi (1998), Basit Bir Şeymiş Gibi Sanki Yaşamak (2006).. Öyküsü; Mektebin Bacaları (2007).. Anısı; Öksüz Çocuklar Galerisi (2007)

Nurettin Durman ağabeyimiz; iyi bir şair, iyi bir dost, iyi bir arkadaş ve iyi bir gönüldaşımızdır.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...