İzleyiciler

müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2017 Pazartesi

Kulluk, Kölelik ve Özgürlük


Hak'ka mümin müsllüman olmak demek Allah'a kul olmak demektir. Kim ki nefsinin azgınlıklarına karşı duruyor ve nefsini dizginliyor, iradesiyle Allah'ın rıza göstereceği amelleri yerine getiriyor, o kişi Allah'ın has kullarındandır. Aksi taktirde iradesini kötü amellerden yana kullanan şeytana uymuş ve onu sevindirmiş demektir. Şeytanın yolu cehennemden geçer.  Allah'ın dışında kulluk, kölelik;  Allah'a, Kitaba, Peygambere ihanettir. Böyle bir insan Allah'ın değil, nefsinin ve şeytanın kulu, kölesidir. 
.....
Her kul ve köle efendisinin emrini yerine getirendir. Biz müslümanlar ancak Allah'ın kulu ve kölesiyiz. İslam'a karşı olan, her tür ifsad edici ve iğfal edici şeylerle mücadele ederiz. Esas özgürlüğümüze kavuşmak için kendimizi her tür kötülüklerden ve ahlaksızlıklardan korunaklı hale getirmek  için gayret sarfederiz. 
.....
Peygamber efendimiz Allah'ın kulu ve resulüdür. O Allah'ın kendisine "Habibim!.."  diye hitap ettiği, has bir kulu aynı zamanda da elçisidir. O bütün  yaşantısıyla Kuran'ın beyanı ve tefsiridir. O bize Allah'a nasıl kulluk etmemiz gerektiğini öğretmiştir. Eğer biz hakkıyla İslam'ı yaşarsak Allah'a kulluk yapmış oluruz. Bir damla, en küçük su kütlesi olarak  denize nasıl kavuşup özgürleşebiliyorsa, biz de Allah'a kulluk etmekle özgürleşebiliriz. İnsan ancak Allah'ın rızasını kazanmakla gönlü hoş olarak O'na dönebilir. Kulluk - kölelik ve özgürlük budur.  Hakka mümin ve müslüman ancak böyle felah bulur.

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

1 Ocak 2017 Pazar

Kelimeler ve Algılar


Nurculuk ve süleymancılık gibi akımlar kelime itibarıyle manavcılık ve kasapçılık gibi algılanabilir. Dilbilimciler ve edebiyatçılar da bu tür yaklaşımlara karşı çıkacaklardır. Bediüzzaman Risaleinur'la  bir tenvir hareketi başlatmıştır. Bir manada inancı güçlendirme yani insan, kainat ve ötesini daha berrak olarak anlama ve anlatma hareketidir. İman ve ihlasa müdrik bir toplum İslam'ı yaşayarak ve yaşatarak bütün dünyevi marazlardan kurtulabilir. Her islam alimi kendilerini nurculuk, süleymancılık, suculuk, buculuk gibi isimlendirmemişlerdir. İslam alimleri birer mekteptir. Bunlardan yararlanmak kimseyi nurcu ya da süleymancı yapmaz. Sadece bu mektepler ayrı ayrı susuzluğumuzu gideren birer manba'dırlar. Bu menba'lar insanı nurcu ya da süleymancı yapmaz. Esas  olan müslümanların bütün İslam' alimlerinden feyz almaları, dolayısıyla  insanın iman ve ihlasla kamil manada müslüman olmasıdır.

Profösör

17 Ağustos 2016 Çarşamba

İki Zıt Kutup


Gece ve gündüz kadar ayan beyan her zaman iki zıt kutup vardır. Doğrular ve yanlışlar, iyiler ve kötüler, güzeller ve çirkinler birbiriyle çelişen ve birbirini yok etmek isteyen değerlerdir. Hak ve batıl gibi. Önemli olan bizim, inançlı, adaletli ve vicdanlı olanların nerede durduğudur. Hangi ilkeyle hareket ettiğidir. Madem ki müslüman şuurlu olmalıdır, asla gaflete düşmemelidir. Kendimizi sorgulamalı ve güncellemeliyiz. Birbirimizle daha sıkı kenetlenmeliyiz; asla birbirimizden kopmamalıyız. Hepimiz tek bir yürek olmalı, hepimiz birden nefes almalı ve hayatiyetimiz için diri kalmalıyız.


Profösör

30 Aralık 2015 Çarşamba

Yeni yıl bize bir şey getirmez. Bilakis yeni yıl eski yıl gibi bizden bir şeyler götürür. Bir şeylerden, ya da totemlerden bir şey beklemek, bel bağlayıp umud etmek cahiliyye adetlerindendir. Müslümanlar Allah'tan önce hidayet ve salih kul olmayı niyaz eder. İmanıyla umuduyla iyilik eder, iyilik sever.

Profösör

14 Temmuz 2015 Salı

Kadir Gecesini İdrak Ederken

Ey Allah'ım biz mücrim günahkar kullarız. Kalplerimizi yumuşat. Sevginden, şefkatinden, merhametinden bizi esirgeme. Bizi terbiye et ve bizi hidayete erdir. (Grafik: Profösör)

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Bir Akrebin Düşündürdükleri


Bir akrebin etrafına ateşten bir çember yapılmış olsa, buna karşın ateş çemberine alınan akrep de, ateşte cızır cızır yanarak acı çekmek ve yanmak yerine; kendi kendisini sokarak, intihar edip canına kıymayı, böylece kendini zehirleyerek ölmeyi tercih eder. İçgüdüsel olarak bilir ki ateşte yanmak, kendi kendine zehirlenmekten daha acı ve azab vericidir.

Kendisine bir görev verildiğinde başaramayan Japonların onurları ve gururlarını kurtarmak için, kendi kendilerine, nasıl harakiri yaparak intihar ettikleri bilinmektedir. Bu dünyada öyle insanlar vardır ki, yüz kızartıcı bir hareket yaptıklarında, ahlaksızlığı ve onursuzluğu bir şeref kisvesi gibi, utanmadan, sırıtarak üzerlerinde taşıyabiliyorlar. Böyleleri apaçık hak yiyor, zulmediyor. Karşıdan baktığımızda bu kişiler, iki rekatlık namazı saatlerce, huşu içinde kılıyormuş edasıyla ikiyüzlülük, riyakarlık ve münafıklık yapabiliyor. Artık hiç kimse namazı, orucu, sakalı, şalvarı bir müslümanlık ve insanlık ölçüsü olarak görmüyor. İnsanlar ahlak ve karakter ölçülerinde insanların davranışlarına bakarak hükümlerini veriyor. Çünkü davranışlar niyet esasına göre de şekil alabiliyor. İkiyüzlü ve riyakar olarak gördüğümüz bu kimselerin durumu, gerçekten de bariz bir şekilde sırıtıyor. Ateş çemberinde kendisini sokup öldüren bir nevi yanmaktan kurtuluyor. Oysa ikiyüzlü, riyakar, münafık olarak addedebileceğimiz kişilerin durumu hem bu dünyada, hem öbür dünyada çok vahimdir.

Bir insan bilinçli olarak yaptığı iyi davranışlarının karşılığını mutlaka iyi olarak görecektir. Namaz ve niyaz Allah içindir. Kişi bunu kendisi için bir disiplin haline getirmiş ise, namaz ve niyazın tezahürü de bilinçli olmaktır. İlmiyle amil olan insan bilinçli insandır. Bilinçli insan ahlaklı, üretip kazanmasını bilen, kazanımlarını paylaşan, ilim irfan sahibi olup, giydiği elbise ancak zühd ve takvadır. Böyle kişilerin yanında olmak demek, gerçek huzuru ve mutluluğu birlikte paylaşmak demektir.

Profösör

15 Mayıs 2010 Cumartesi

İnfazdan dönen bir düşünürün kitabından notlar


Roger Garaudy Çağrı isimli eserinde özetle şu fikirler vardı: "Bugün bizler öyle bir mecraya girdik ki, sistemimlzin bütün gidişatı intihara doğru.., "Faustçu" olarak adlandırabileceğimiz bir kültür modeline bağlı olarak büyüyor, gelişiyoruz. Faustçu kültür ise, ferdiyetçiliği ve kuru bir akıl anlayışını insanlar ve tabiat üzerine hakim kılmak esasına dayanıyor, işte bu perspektif içinde her geçen gün felakete doğru ilerliyoruz. Çünkü bu büyüme modeli insan île tabiat arasındaki ilişkileri asıl mecrasından uzaklaştırmaktadır. Cemiyetlerimiz, orman insanı ferdiyetçiliği ile totalitarizm arasında gidip gelmektedir. Fakat asla bir cemaat düşüncesine sahip olamadık. İnsandaki ulvî duygu varlığını.İlahî yönü hep ihmal ettik, bu hislerin gücüne inanmadık."

"...Büyüme sadece iktisadî ve siyasî bir fenomen değil, her şeyden önce bir iman fenomenidir. Günümüzde insan, yalnızca üretmek ve yalnızca tüketmek için vardır... Bilimsel sosyalizm dedikleri de bu bozuk iktisat anlayışının bir uzantısıdır."

"Yıl 1940... Cezayir'de bir Fransız komutanın yönettiği kampta, genç bir Fransız aydını. birkaç arkadaşı ile birlikte kurşuna dizilmeye hazırlanıyor. Komutanın 'Ateş!' emri ve bu emre uymayan Güney Cezayirli Müslüman askerler... Komutan askerlerin üzerine hırsla yürüyüp. elindeki kırbaçla alabildiğine vuruyor, ama faydasız... Ve az sonra, o genç Fransız aydını île Fransızca bilen Cezayirli bir teğmen arasında şu konuşma geçiyor:

"Niçin ateş etmeyi reddetiler? Bizi sevmeleri için hiçbir sebepleri yok ki!

"Evet sizi sevmeleri için hiçbir sebeplerinin olmadığı doğru... Ama bir Müslüman savaşçısı için, silahsız bir insana ateş etmek, askerlik şerefiyle bağdaşmaz."

îşte, Müslüman oluşu dünyada yankılar yapan, çağımızın en ünlü düşünürlerinden Roger Garaudy'nin îslam ile ilk tanışması bu olayla başladı.
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...