İzleyiciler

zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Kalben Tasdik


Bazı şeyler akılla, 
mantıkla, kafayla çözülmeyebilir. 
Akla, mantığa, kafaya uygun gelen şeyler kalble çatışabilir. 
Önemli olan aklın, mantığının, 
kafanın evet dedğini kalben de 
tasdik edebilmendir. Kalple kafanın uyumu Kuran'a uyuyorsa eğer işte bu İman ve İslam demektir. Allah bizi İmandan ve İslam'dan ayırmasın. Allah bizi Kuran'la terbiye etsin, hidayete erdirsin.

Profösör

27 Nisan 2014 Pazar

Zihin Haritamızı Kirletmemeliyiz


Duygu, düşünce ve davranışlarımız zihin haritamızın belirlediği kimlik ve kişilik kodlarımızın birer tezahürüdür diyebiliriz. Zihinsel faliyetlerimiz algı ve olgularla içiçedir. Algı ve olgularla şekilden şekile girebilir. Algı ve olgular birbirinden beslenebilir. Önemli olan insani ve vicdani değerlerin toplum hayatımızda yer etmesidir. İnsani ve vicdani değerlerle irademizin kullanım biçimidir. Aldığımız eğitim, örf, adet ve geleneklerimizin yeniden İslam'ın ön gördüğü biçimde güncellenmesidir.  Bireyin ve toplumun sömürgeci kirli eller tarafından yapılan her türlü köleleştirme mühendisliğine karşı onurlu savaşın sürdürmesidir.

Hak ile batıl  savaşından elbette hak batıla karşı galebe çalacaktır. Ancak müslümanların insani ve vicdani bütün değerleri inancıyla ve yaşantısıyla özümsemis olması gerekir. Bir insan İslam'la şeref bulur. İslam'ı önce gönlünde bayraklaştırdığı zaman kurtuluşa erer. Gerçek bir müslüman herkes tarafından hayranlık duyulan bir insandır. İnandığı değerler taklide izin vermez; her şeyi düşüncesinde ve duygusunda sorgular; araştırır ve tahkik eder. Allah'tan başka hiç bir kimseyi ilah edinmez. Puta tapmaz ve gönül verdiği kimseleri de putlaştırmaz. Gerçek bir müslümanın algısı kendisine güven duyulacak bir insan algısıdır. Onu olgunlaştıran olgu, İslam ahlakı ve İslam şuurudur.

Zihin haritamızda ruhbanlık da yoktur. İslam'ın diğer dinlerden ayrıca bir farkı da budur. Ruhbanlıkla ahlak toplumu oluşturulamaz. Dini afyonlaştıran, Allah'la kul arasında bir aracıyı putlaştıran bir anlayış İslam'ın varlık sebebiyle bağdaşmayan bir anlayıştır. İslam gönül dinidir ve bütün menfaatleri ayaklar altına alan, ensar ve muhacirin anlayışında   sevinçte ve tasada müslümanların yek  vücud olduğu bir dindir. Herkesin kendisini düşündüğü ve kendisini kayırdığı bir anlayış insanın kendi bencilliğinde yok olduğu bir anlayıştır. İnsanlar ve müslümanlar arasındaki çıkarcılık esasına dayalı bir algı, ahlaksızlık ve şuursuzluğa yol açan bir algıdır. Kamil insan algısı  ise, tam da bunun zıddına bir lokmanın hesabını veren ve bir lokmada binlerce açın hakkı olduğunu bilen bir  olgudur. Sözün kısası; zihin haritamız duygu, düşünce ve davranışlarımızda her türlü virüsten korunaklı, İslam esaslarına göre temiz kalmalıdır.

Profösör

27 Nisan 2013 Cumartesi

Tabuları yıkmak... Özümüzle buluşmak.


Fıtratımız gereği doğuştan masumiyetimizle dünyaya geliriz. Nötür bir zihin ve bellekle kendimiz, içinde yaşadığımız dünya ve kayıtsız şartsız kabul ettiğimiz değerlerle karşı karşıya kalırız. Bulunduğumuz yerin ve zamanın değerleriyle hemen bir kalıba sokuluruz. Bu kalıp bir zihniyet, bir anlayış ve sosyal bir algı olarak zihnimizde iyi, ya da kötü, güzel ya da çirkin, doğru ya da yanlış olarak şekillendirilmektedir. Herşeyiyle başta bizi doğuran annelerimiz tarafından ve ailemizin değer yargıları içinde gelişmemiz öngörülmektedir. Buna, sosyal hayatın getirdiği zorunluluklar da eklenince, sosyal algının başlıca muhatabı oluveririz. Duygularımız, düşüncelerimiz, hayallerimiz, umutlarımız, daha önceden hazırlanmış, belki de kendi özümüzü hiç yansıtmayan birer kalıplar halinde üzerimize giydirilmiş, istenmeyen kıyafetleri taşımak zorunda kalırız. Aslında "Ben" olmadan "Biz" oluşturmanın ve bir sürü psikolojisi içine toplumda yerimizi alıveririz.
 
Oysa biz, önce birer birey olmalıyız. Toplum içinde her birimiz mümeyyiz bir vasfa sahip olabilmeliyiz. Değersiz, yapay kalabalıklar değil, kalabalıkları oluşturan her bir bireyin, apayrı birer değeri olan bireylerin oluşturduğu bilinçli bir toplum olabilmeliyiz. Her birimizin kendimize özgü hayalleri olmalı, Herbirimizin kendimize ait umutları ve birbirimizle paylaşabileceğimiz kendi değerlerimiz olmalı. Kendi özümüze ve kendi ruhumuza uygun bir dünya görüşü ve bir yaşam biçimi olmalı. Herkes yaptığı işi sevmeli, ya da sevdiği işi yapabilmelidir. Hepimizin ufku geniş olmalı, geniş bir zaviyeden geleceğe bakabilmelidir. Nasıl huzurlu ve nasıl mutlu olabilecekse, o uğurda asla ideallerimizden vazgeçmemeli ve sekteye uğratmamalıyız. İnanmalı, umutlanmalı ve şuurla hayatımızı sürdürmeliyiz. Soylu ve şerefli bir hayat yaşamalıyız. Soylu ve şerefli bir hayat, sadece makam mevkiyle, para pulla, şan şöhretle tanımlanan bir hayat değildir. Soyluluk ve şereflilik, inançla, bilgiyle, birikimle, adalet, ahlak ve hakkaniyetle tanımlanan bir hayattır. Sevgi, şefkat ve merhametle, toplumun önyargısını yıkan, toplumun sosyal algısını sevgi ve kaynaşmaya dönüştüren bir hayattır. Soylu ve şerefli bir insan; yüz kızartıcı davranışlar içinde olmayan, kimseye zulmetmeyen, ezmeyen, örselemeyen, zan altında bırakmayan, başı dik, alnı ak, tek başına ayaklar üstünde durabilen bir insandır.

İnsanın oturup da düşünmesi gerekir; "Yaşadığım bu hayat, istediğim bir hayat mıdır!.. Özümle, ruhumla buluştuğum ve örtüştüğüm bir hayat mıdır!.. Gerçekten huzurlu ve mutlu muyum"  diye kendisini sorgulaması gerekir. İnsanın zaman zaman yeniden güncellenmesi, zihnini kirleten bütün verileri belleğinde sıfırlanması gerekir. İnsanın kendisi için temiz bir belleğe sahip olması, aynı zamanda temiz bir hayatı yeniden kendisi için resmetmesi ve şekillendirmesi gerekir. Onun için önceden hazırlanmış kalıpları kırmak, tabuları yıkmak  bir anlamda, özümüzle, ruhumuzla ve kendimizle buluşmak demektir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...