İzleyiciler

nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2019 Cuma

İyilik Yapmak



İnsan eskilere neden özlem duyar ki!.. Eski ramazanlar, eski bayramlar, köyler kasabalar, mahalleler ve sahiplenmeler. Kamu yararına yapılan toplumsal eylemler, düğünler ve dernekler. Bitmez tükenmez askerlik hatıraları. Rengi solmuş siyahbeyaz fotoğraflar.  İnsanı ahhh eski zamanlar dedirterek ah çektiren sinema replikleri eski aşklar ve sevdalar. Eskiden kullanılan antik objeler ve eşyalar. Eski binaların köşelerine konan antik köşe taşları. Bir değiirmen taşı, bir kağnı tekeri, taş plakların çalındığı gramafonlar. Otantik, mistik ve fantestik değerler. Bir an zaman tünelinde seyahat eder gibisindir.  Yol ortasında küflenmiş yere çakılan kazığa bağlanmış demir halkalar gibi...

Hani derler ya aklınla bin yaşa diye. Akıl bize kalbe götürüyorsa aklımızla bin yaşayalım. Akıl doğru muhakemeye eşlik ediyorsa o zaman akıl akıldır. O zaman akıl şuurla buluşur. Şuurun buluştuğu yer kalptir imandır. Akıl, kalp, zihin, zihniyet, şuur o kadar birbirine yakın kelimeler ki; çık işin içinden çık çıkabilirsen!.. Bir adam çıkar yolun ta ortasına bir kazık çakar; yolcular merkeplerini bağlayıp kendileri özgürce çarşı pazar dolaşabilsinler diye. Ne güzel bir yaklaşım; negüzel bir hizmet!.. Oysa onun aklı kazığı bir duvar kenarına değil de, yol ortasına kazık çakmeyiı işaret etmiştir. Yolun ortasındaki kazık insanın ayağına takılırsa, insan düşüp yere kapaklanırsa, bu kazığı buraya çakanı binbir küfürler savurursa, bunun suçlusu kim olur bilir misiniz?  Biri gelir bu yol ortasına kazık çakılır mı be adam diyerek kazığı sökerse, kazığı alıp bir duvar dibine çakarsa onun yaptığı da bir hizmettir.  Onun aklı da o şekilde işlmektedir. Bu eylemlerde suç aramak yok!.. Akıl o kadar hükmedebilmiştir. 

İşi ahlak yönden bakacak olursak herkes insanlık için bir iyilik yapar ve karşılığında mutlaka iyilik görür. Kazık yol ortasına çakılır aynı kazık yerinden  sökülür ve duvar dibine çakılır. Önemli olan iyilik yapmak ve iyilik yapma niyetidir.

22 Nisan 2018 Pazar

Doymak Bilmeyen Tavuk


"Tık tık tık"  sesi seri bir şekilde fısıldanıyor kulağıma. Oradan beynimle ve son olarak da kalbime.  Çocukluğum ve bütün masumiyetiyle yitirdiğim zamanların anlık dakikaları bir tavuğun usanmak bitmeyen oburluğu. "Her tık tık" sesinde  başını eğip kaldıran kırmızı ibikli tavuğum benim. Artık nostaljik bir saat bile bu yaşımda heyecanlandırıyor beni.  Bazen kendimi sonuna kadar kurulmuş nostaljik masa saatinin  çelik bir zembereği hissediyorum desem yalan söylememiş sayılırım. Ramazan gecelerinde sahura kalkmak için kurulah saatleri düşünün, bazen boş bir teneke içinde nasıl da çınlatırdı bir anımsayın.  Zemberek hızla boşanırken   nasılda zıp zıpzıplardı bir bilseniz!..  

Profösör

14 Şubat 2016 Pazar

Eski Sevdalar


Sevda kuşun kanadında; oysa kuşun kanadı kırık!.. Nerede o eski sevgililer!.. Mektupların ucu yakılırdı. Ne akıllı telefon, ne de facebook ve twitter vardı. Postacılar en çok sevilen insanlardı. Eskiden hörmete dayalı sevgi vardı. İnsan bir kerre sevdimi tam severdi. İnsan sedi mi sevdiği uğruna kellesini verirdi. Sevgide şefkat ve merhamet vardı. Anlayış ve hoşgörü vardı. Ar, namus ve utanma duygusu vardı. Sevgide Allah korkusu vardı. Kimse kimsenin kalbini kırmaz; sevenler arasında gönül bağı vardı. Sevenleri kimse ayıramaz; çünkü ünsiyet ve muhabbet vardı.

Profösör

12 Şubat 2016 Cuma

Tütün Tarlası

Yağmurdan kaçarken doluya tutulurmuş; derler ya!.. Yağmurdan kaçılır mı hiç!.. Demem gerekiyor.  Yağmurdan kaçılmaz, yağmura ancak kucak açılır. Ne çıtkırıldım olduk millet olarak!.. Yazın cavcavlı sıcağında çöl rizgarı gibi yakan, gündoğu rüzgarı  eser gündoğudan. Tire ovası cayır cayır yanmaktadır. Tütünler sıcaktan ve susuzluktan çaresiz kendini salmış ve bırakmıştır. Yapraklar buruşmuş, umutlar tükenmiştir. Oysa bütün yaz umut ettiğimiz çalıştıklarınızın karşılığını kışın  tütün hesabında göreceğiz diye hayal kurmaktayız.

Bir dua sonrası bir şimşek çakar Keldav'dan, gök gürler tam karşıki dağlardan. Eğridere'den, Çamlıca'dan. Bir yağmur bastırır aniden; bir eşek anırır komşu tarladan. Herkes koşuşturur; ne varsa yazgı olarak, ısgarada kurutulmak için duran tütün kargılarının üzeri bastırılır. Umut bu; korunması gerek. Bir toprak kokusu yayılır bütün ovaya; dirilmiştir tütünler ve mahsüller. Canlanmıştır bütün ova.

Nerede kaldı şimdi o günler!.. Geceyarısı tütün tatrlası tütüncülerle dolup taşmaktadır. Tütün kırılmaktadır. Zifri karanlıkta tütün kıranları ışıl ışıl aydırqnlatmaktadır  yanan löküsler. Tire ovası Paris'i andırsa da, yanık bir ses duyulur uzaklardan,  bir uzun hava yayılır gece yarısı. 

Profösör

4 Ekim 2015 Pazar

Hatırlatma



Gençlik; bir siyah beyaz bir fotoğraftı o zaman... Bakışlara bak; ne kadar yürekten ne kadar içten inan!.. İnanç vardı, umut vardı o zaman. Bir de gelecek olan;  beklenen an. Şimdi her nefes; ömür demektir... Şimdi son nefes ölüm demektir. Şükür; nefes alıp vermek, zikir; kullun bilincine ermektir. 

Profösör

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Çocuklukluğumuz


İlkokul birinci sınıfa başladığımda, boynumda bird kese, içinde bir kitap, bir defter, kalem ve silgi. kalemtraşım bile yoktu. Kalemtraş da sonradan icad oldu. Belki de ben bilmiyorum. Kalemlerimi jilet ile açıyordum. Kaç kez parmağımı kesip doğradım. Kaç kez parmağımdaki akan kanı defterimden koparttığım kağıtla siliyordum. O zaman kağıt mendilin adı bile duyulmuyordu. Ne zaman ki ikinci sınıfa geçtim o zaman plastikten yapılma bir çantam oldu. Tek gözü vardı. Birde önünde cebi. Cebine mendilimiskoyuyordum. Sevmiştim çantamı.

Hayal ediyorum şimdi de o zaman yokluk varmış. Ayakkabılarımız bile naylondan yapılma, delikli bir papuçmuş. Pantalonumuz yırtık, gömleğimiz yamalıymış. Kara tahtanın önüne çıkmak cesaret işiydi. Bir yaramazlık yapsak tek ayağımızın üstünde, sınıfın önünde durmak ağır bir cezaymış.  Bir sınıfta birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar öğrenci bir arada der görürmüş. O zamanlar kaplumbağaya tosba denirmiş. 

O zaman bilgisayar yokmuş. Bilgisayar oyunları yerine, birdir bir, uzun eşşek, şeytan çukuru, nalmıh, güvercin taklası oynanırmış. Sinlenmeç oynanır, delense çevrilir, uçurtma uçurtulur, dım tıs oynanırmış. O zaman  kamıştan kargıdan kaval yapılır, düdük çalınırmış. İlik oynamak, meşe yuvarlamak, gazoz kapağı toplamak varmış. O zaman köyümüzde  faslak akarmış, kuyulardan su çekilirmiş. Eşekler yarıştırılır, horozlar danalar güreştirilirmiş. Gölet suyla doldurulur, koyunlar sürüsüyle koyun basılırmış. bütün bunlar bir çocukluk anısı; köyde geçen bir devrin yazgısı.  

Profösör

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Son Model Otomobil


Daha çocukluğumuzda annelerimizin yaptığı bez bebekler, babalarımızın yap
tığı tahtadan ve ağaçtan arabalar sadece birer oyuncak değil, aynı zamanda birer eğitim malzemesi olarak da görebiliriz. Ne yazık ki çağdaşlık günümüz çağdaşlığında seri üretilen fabrika malı oyuncaklar çocuklarımızı sadece avutuyor. Oysa çocukluğumuzda bizim keşfettiğimiz o kadar oyuncak var ki, anne ve babalarımızla birlikte eğlenerek ve öğrenerek kendi ellerimizle yaptığımız oyuncakların yerini asla dolduramaz. 

Boşalan iplik makaralarından yaptığımız arabalar, kargıdan yaptığımız, tüfekler, fışkırıklar, değirmenler, tüfkeçler, rüzgar gülü fervaneler, kağıttan kayıklar, uçaklar, delenseler, topaç fırdöndüler, ağaçtan ve tahtadan yaptığımız beşikler, el arabaları, tel arablar ve bir sürü uçurtmalar gibi daha aklımıza gelmeyen oyuncaklar hayatımızda nostaljik ve birer mutluluk imgesi olarak hala varlığını özümüzde hissederiz.

Oysa şimdiki oyuncakların ne hijyenik bir yönü var, ne eğitsel ve pedogojik bir tarafı olmayan, çocuklarımızı birer tüketim canavarı haline çeviren bir nevi misket bombaları. Çocukluk ve musumiyetlerini tahrib eden bubi tuzakları. Bir çocuk kendi oyuncağını kendisi yapmalı ve birlikte arkadaşlarıyla paylaşmasınını da bilmeli.

Profösör

15 Kasım 2013 Cuma

Bir şiirdi zaman


Bir şiirdi her an zaman
çocukluğumuzdan kalan
Bak ömür nasıl  geçiyor
Patikalardan, yollardan.

Bir kütük yanardı ocakta
Isınırdık hemen oracıkta.
Gölgelerimizle oynaşırdık
Masal kitablarında yaşardık.

İşte ben, işte tepeler, dağlar
İşte ben, işte yollar, bulutlar.
İçimde bir büyük fırtına var
Yollar, bulutlar, dağlar kadar.

Profösör



*Fotoğraf: Hurşit Akyıl

13 Kasım 2013 Çarşamba

Bir fotoğraf


Köydeki  evimizin bahçeye bakan penceresi önünde çekilmiş bir fotoğrafım. Sanatı ve sanatla meşgül olanı severim. Şiirden romana, hikayeden denemelere kadar edebiyat yapıtlarının yanısıra, fotoğraf, resim, karikatür, tiyatro ve sinemaya kadar güzel sanatlarla ilgili yapıtları takip etmekteyim. Hat ve kaligrafiyi de ihmal etmiyorum. Sait Faik Abasıyanık hayatta olsaydı eğer, bu fotoğrafıma bakarak gülümserdi doğrusu.

Profösör


Fotoğraf: Hurşit Akyıl
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...