İzleyiciler

ilkokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2016 Perşembe

Karakalem Resim


En güzel kıyafetleri üzerinize giyseniz, gözlerinizin bir bakışıyla yaptığı etkiyi karşınızdakien gösteremezsiniz. En güzel sözleri söyleseniz, gözlerinizle verdiğiniz ifadeyi gönüllere işleyemezsiniz. Gözler insan vücudunun bir parçası olsa da, ruhunuzu kalpten gelen bir ışıltıyla etrafımıza yansıtabiliriz. Gözler kalpten gelen ve yine kalbe giden en güzel bakışların sonsuzluk ifadesidir. Kalpten gelen sevgi dolu, şefkat dolu bir bakış, merhamet duygularımızın harekete geçmesidir. bir anlık tatlı bir bakış bir ömre bedeldir.

Profösör
...
Not: Ben karakalem çalışmalarını da severim. İlk yazı yazmaya ve ilk resim yapmaya başlayan masum çocukların ilk heyecanı kadar değerlidir karakalem resimler.

Suluboya Resim Yapmak



İlkokulda resim yapmayı çok severdim. Babamın bana yaptığı köy resmini hala aklımda tutarım. Kurşun kalemin yanı sıra arkalı önlü iki ayrı renk olan kırmızı mavi kalemimle resim yapmaya başladım. İkinci sınıfta da suluboyayla tanıştım. Suluboyayı yağlıboyadan daha çok seviyorum.Üstelik yağlıboya çalışırken hataları dzeltme ikmkanı varken, suluboyayla bu imkan teknik olarak hiç yoktur. Hangi rengi hangi tonda fırçayla kullanırsanız, sonuç ne olursa olsun her fırça vuruşta estetik bakış olarak yeniden kendini konumlandırıyorsun. Bu da benim hoşuma giderdi doğrusu...

İspanyol Sanatçı "Mario Alba" tarafından Amazing Çizimler'den bir eser. Kraft resim kağıt üzerine, rapido ve fırçayla illüstre edilen suluboya nefis bir suluboya resmi.

Suluboya resim yapmayı hem severim, hem de yapanları ilgiyle izlerim. Suluboya resim belki hepimizin çocukluğunda tanıştığı ve yapmaya çalıştığı bir resim türü. Çocuklarımıza da suluboyayı sevdirelim.


Profösör

9 Ağustos 2015 Pazar

Karakalem Resim


Resim yapmayı severim. Hele karakalem çalışmaları daha da çok severim. Karakalem çalışmalar doğallıktır. Masumiyettir. Çocukluğumuzda İlk kalem tutuşumuzdur. Karakalem aynı zamanda samimiyettir. Belki kadim bir hüzün, belki de hatırda kalan tek bir gülümseyiştir. Karakalem aşk ve hüznün belki de şiirsel görünümüdür.
Profösör

8 Kasım 2014 Cumartesi

"Aferin Dilo!.."


Remziye ilkokul ikinci sınıfa giden bir kız çocuğudur. On nüfuslu bir ailenin yaşadığı bir gecekonduda yaşamaktadır. Babası vasıfsız bir işçi, ne iş bulursa yapar, annesi de çileli bir ev kadınıdır. Evde de kürtçe konuşulmaktadır. Remziye türkçeye yabancıdır; yabancıdır yabancı olmasına ama konuşulanı anlamaktadır. Sadece kendisi türkçe konuşmada sıkıntı çekmektedir. Belki de Remziye utangaç ve içe kapanıklılık yaşamaktadır. Evde annesinin seslendiği gibi "Dilo" diye çağırıldığında gözleri ışıl ışıl ışıldamaktadır. 

Nüfus kimliğinde Remziye yazan,  okulda arkadaşları tarafından Remziye ismiyle çağrılan Dilo, terbiyeli ve uslu bir çocuktur. Birgün öğretmeni ona "Dilo ödevini yaptın mı?" sorusuna cevaben "Hı, hııı" diyerek başını sallayarak yetinmiştir. Remziye öğretmeninin ona Dilo diye  hitap etmesiyle onun gözleri ışıl ışıl ışıldamıştı. Remziye, öğretmeninin kendisine aynen annesi gibi "Dilo" diye seslenmesi onu çok mutlu etmişti. Bu durum karşısında Remziye ancak içten içten seviniyor, sevincini gizliyordu adeta.

Remziye'nin sınıftaki sessizliği, derse hiç katılmaması, boş boş gözlerle bakması, hatta sınıfta hiç kimseyle konuşmaması  belki de türkçe konuşmaya yabancı olmasınadan kaynaklanıyordu. Arkadaşları onu öyle kabul ediyor, o da arkadaşlarının hareketli oluşundan rahatsızlık duymuyordu. Zaten herkes sınıfta birbirini seviyordu. Bunda öğretmenlerinin büyük bir katkısı vardı. Sınıf yoklamalarında Remziye ismini teleffuz eden öğretmeni, zaman zaman ders arasında  Remziye'ye Dilo diye sesleniyordu.

Birgün Remziye'nin öğretmeni henüz dersin başında, sınıfta Remziye'nin yanında oturan  Merve'ye yaklaşarak "Dilo sınıftan, arkadaşlarından ve öğretmeninden memnun değil herhalde, bulunduğu sınıfı sevmiyor" dedi. Remziye'nin yüzüne bakarak da "Dilo'yu öğretmenini ve arkadaşlarını seveceği başka bir sınıfa verelim" dedi. Dilo sessizliğini yine bozmadı. Sadece başını eğerek derse sessiz olarak katılmayı yeğledi. Öğretmen sınıfa ayrı, okuma güçlüğü çeken çocuklara ayrı ödevler veriyordu. Ödevi biten de ödevini öğretmenine teslim ediyordu. 

Dilo tam dersin ortasında ödevini bitirmiş öğretmenine göstermek istiyordu.  ilk kez ve  yüksek bir sesle, "Öğretmeniiim!" dedi ve sıranın altına gizleniverdi. Dilo'nun öğretmeni çok şaşırdı ve ilk kez Dilo kendisine "Öğretmenim" diyerek seslenmişti. Öğretmen bundan çok mutlu oldu. Dilo sınıfta il kez konuşmuştu.

Dilo, Öğretmenini  sevdiğini göstermişti. Atık bundan sonrası kolaydı; kilit açılmıştı. Öğretmen de sabırlıydı. Zamanla ve sevgiyle bu düğümün çözüleceğini biliyordu.  Öğretmen Dilo'nun oturduğu sırasına yaklaşırken Dilo  mahcubiyetle sıranın altından çıkarak, ödevini öğretmenine gülümseyerek gösterdi. Dilo'nun öğretmeni de Dilo'nun saçını şefkatle okşayarak Ona "Aferin Dilo" dedi. 

Profösör

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Hak Varken Batıla Yer Olmamalı


Öğretmen sınıfa girer girmez bir soruyla derse başlıyor; "Çocuklar biliyorsunuz evlerimizi ampul aydınlatıyor. Gecemizi ve gündüzümüzü  aydınlatan nedir" sorusuna ilkokul öğrencileri hep bir ağızdan "Allaaaaaah"  diyerek sınıfı çınlatıyorlar.

Öğretmen gülümseyerek "Elbette Allah aydınlatıyor; Allah gecemizi ve gündümüzü hangi araçlarla aydınlatıyor" sorusuna da "Güneş ve ay" cevabını veriyorlar.

Elbette güneşi parlatan, ayı ışıtan yüce Rabbimizdir. Şükürler olsun Allah'ın bize verdiği bütün nimetlere. Ne mutlu Allah'a ve O'nun verdiği nimetlere şükredip, O'na nankörlük etmeyenlere.

Bir zamanlar bir nesli nasıl mahvettiler; asla unutmuyoruz, kabus gibiydi o devirler.  O devirde Köyenstitüsü mezunu ilkokul öğretmenleri sınıftaki öğrencilerine  "Allah'ım bize şeker ver" cümlesini peşpeşe üç kez tekrarlatıyordu. Öğrenciler de "Allah'ım bize şeker ver!.. Allah'ım bize şeker ver!.. Allah'ım bize şeker ver!.." diye üç kez peşpeşe hepbir ağızdan bu cümleyi tekrarlıyorlardı. Sonra da sınıfta sessizlik içinde bir müddet bekleniyordu. Allah şeker meker vermiyordu. Arkasından öğretmen sinsice,  ikinci cümleyi küçücük masum öğrencilerinin hep bir ağızdan üç kez  tekrarlamalarını istiyordu. "Öğretmenim bize şeker ver!.. Öğretmenim bize şeker ver!.. Öğretmenim bize şeker ver!.. " Öğrenciler hep bir ağızdan bu ikinci cümleyi de üç kez tekrarlayarak, öğretmenin isteğini yerine getirmiş oluyorlardı. Bunun üzerine  öğretmen sırıtarak gülüyor ve çantasından çıkardığı şekerlerden teker teker öğrencilerine bir taraftan dağıtırken, bir taraftan da "Eğer Allah olsaydı sizin isteğinizi geri çevirmeyip, size şeker verirdi. İyi ki öğretmeniniz var; Bakın size şeker dağıtıyor!" diyerek adeta içindekini kusuyortu; tertemiz kücücük beyinlere ve küçücük masum yüreklere.

İyi, güzel, doğru varken; kötü, çirkin, yanlışa bel bağlanmamalı. Huzur, sükunet, mutluluk varken, teröre, anarşiye geçit vermemeli; anafora, anomiye kapılmamalı. Hak varken batıla yer olmamalı

Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...