İzleyiciler

Hatıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hatıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2015 Pazar

Bakışaçısı İzafidir


Bir taşa, bir dağa, bir insana, bir olaya, bir objeye, herhangi bir değere ve bir sanat eserine bakışımız o değerin temelinde ve ayrıntıllarında gördüğümüz farklılıklarla ölçülür. Duygu, düşünce ve davranış da böyledir. Kabe'nin duvarında bulunan Hacerülesved bir rivayete göre günahkar müminlerin el ve yüz sürmelerinden kirlenmiş ve siyahlaşmıştır. Oysa taş taştır; taşın ne günahı vardır. Kimilerine göre o taşın ya da zemzem suyunun hiç bir değeri yoktur. Kimilerine göre Hacerülesved de, zemzem suyu da birer kutsal değerdir. Bakışaçımıza göre değerler inançla ilgili olup bir algıdan ibarettir. 


Bakışaçımız inancımızla başlar, o değerin hayatımızdaki yeriyle igili bir değer olarak da bizim bakışımızı değiştirir. Babamızdan kalan gümüş bir cep saatinin maddi değeri yüksek olmayabilir. Çünkü şimdiki saatler, hem çağdaş, modern görünülüyle estetik olup, bir çok işlevi vardır. Fakat babamızın çok sevip de kullandığı saati bizim kullanmamız, gümüş kösteğiyle hala iş görmesi onun bize yansıttığı sinerji ve manevi değeri hiç bir saatle  mukayese edilmeyeceği gibi, maddi olarak da paha biçilmez bir değeri ve  hayati bir anlamı vardır. Başkalarına göre o saatin hiçbir değeri olmayabilirr. İşte bakışaçısı kişiye göre değişkenlik gösteren izafi bir durumdur.

Bugün aşkın, sevginin, mutluluğun, sevmek ve sevilmenin değeri de kişilerce farklı farklı yorumlara açık bir durumdur. Herkese göre şan, şöhret, başarı, mal mülk, para pul, mevki makam mutluluğu tarif edebilir. Bu bakışaçısı dışında  kimilerine göre de mutluluk huzurla iç içedir. Mayası sevmek ve sevilmektir. Amacı insanlara hayat  boyunca sebepsiz ve menfeatsiz iyilik etmektir.

Profösör

12 Temmuz 2015 Pazar

İncir Zamanı

İncir ağacı  seni severim bilirsin. Çocukluğumda en çok sevdiğim meyvelerin başında gelirsin. Dağda, tepede, ovada, bayırda her yerde yetişir, susuz kalsan da  bize meyveni esirgemessin. 

Yazın kavurucu sıcaklığında   cırcır böcekleri ötmeye başladığında erersin. Bir iki yaş lap koparıp verseler de  gözümüz doymaz, ağaca çıkmak, dallarında dolaşmak, ermiş incirleri bir bir kendi ellerimizle kopartarak yemek isterdik. 

Çocukluk biraz da şımarıklık demekti; "Bir ağaç inciri yedim, hala doyamadım" derdik de Elif nine "Allah doyursun" derdi. Aslında gözümüz de gönlümüz de doyardı. Elif nine yine de "Bir ağaç değil, yemişlik sizindir her zaman yeyin" derdi. Bizim oralarda incir ağacı  dikene ve yetiştirene "Ruhu şad olsun... Orada yiyip bakırı olsun" diye dua edilirdi.

İnciri  gün doğmadan ağacından kopartıp buz gibi yiyeceksin. Aç karınla yiyebildiğin kadar; yemekten çekinmeyeceksin. İnsanın kimyası hemen değişiveriyor. Hele sabah namazını kıldıktan sonra ağaca çıktığında, kuşluk vaktine kadar ağaç üzerinde durabilirsin. Bir nevi ağaç üstünde sabah kahvaltısı yapabilirsin. Ucundan balı akan yaş incirler yenmez mi hiç!.. Ahhhhh bahçemdeki incir ağaçlarım benim; yaz incirim, güz incirim, kış incirim. Sarı lapım, kara lapım... Şeker incirim, fındık incirim; ben size daha ne diyeyim!..

İncir deyip geçmeyeceksin. İncirden pestil yapıp yiyeceksin, pekmez yapıp içeceksin. Ahhh çocukluğum ve gençliğim; o zaman tek başımıza bir ağaç inciri toplar, bir sepet inciri  bir oturuşta yerdik. Şimdi yaşlandık, diyabetliyiz. Nefsimizi köreltmek için sadece bir incirle yetiniriz. Ben incire dayanamam diyenlere tavsiyem, olmayana versin yedirsin. Yemiş kadar olacaktır. Yiyen de yediren de sevabe nail olacaktır.

Profösör


13 Kasım 2013 Çarşamba

Hayatımın parantezi


Benimkisi biraz kendimden, biraz kentli kimliğimden uzaklaşmaktı. Çocukluğumun geçtiği coğrafyada nefes almaktı... Unutamadığım çocukluk hatıralarımın depreşmesiydi belki de bu. Belki masumiyetimi doğada arayışımdı. Belki de bu bir maceraydı ruhumu okşayan,  gençlik yıllarımdan kalan. Yürünecek yol var; dağlar, ovalar, yaylalar. Güneş var ısıtacak beni; bulutların arkasında saklanan ve benimle körebe oynayan... Beni gölgeleyen var, yukarıda başımın üstünde yeri olan bulutlar. Bir yılı dörde böldüm; üçer ay, üçer ay... Üç aylık zaman diliminden birini kendim için ayırdım... Kendimi çok özel bir parentez içinde buldum. Bu geçirdiğim üç aylık zaman diliminde sanki ben,  bir masal kitabının sayfalarında yeniden hayat buldum. 

Profösör

Fotoğraf: Gazeteci yazar, fotoğraf sanatçısı Hurşit Akyıl
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...