İzleyiciler

anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2017 Pazartesi

Milli Anayasa İstiyoruz

Milli Mutabakat


Ne yazık ki yeni yılı menfur bir olayla ve üzülerek geride bıraktık. Onca insanın katliamla canını yitirmesi, bizim de canımızı acıtmıştır.  O olay üzerinden de  sinsice bir algı operasyonu yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Burada en önemli husus birbirimizin düşüncelerine saygılı olmalıyız. Bir ailede bile bir konuda herkes ayrı bir düşünceye sahip olabiliyor. Doğal olarak bu birey olduğumuzun göstergesidir.

Yeni yılda insanlar zamana endeksli olarak iyi şeyler olsun istiyor.  Bunu da yeni yıldan bekliyor, yeni yılı bilinli yada bilinçsiz kutsuyor ve birtakım etkinliklerle de kutlamalar yapıyor. Kimse kimsenin yeni yılı kutlamasına ve kutsamasına karışamaz. Bu eleştiri konusu olabilir.  Üzerinde durduğumuz nokta her şeyin Allah'tan istenmesidir.  İslam’a göre ancak O'na ibadet edilir ve ancak O'ndan yardım istenir. Cahiliyye arapları da helvadan put yaparlar ve ona taparlardı. Yaptıkları putlara tapar ve onlardan putlardan yardım isterlerlerdi. Karınları acıkınca da helvadan yaptıkları pukları bir güzel  yerlerdi. Bize bu durum akılalmaz gibi gelebilir. Elbette her dinin ve zihniyetin kutsalları vardır. O kutsallara göre kendini konumlandırır insan. Madem ki inanç ve ifade özgürlüğü var; yasalar neye izin veriyorsa bulunduğu ülkede o yasalara göre yaşar insan. Durumu böyle özetleyebiliriz.  

Şimdi de yeni anayasa çalışmalarına başlanmıştır. Umarım milli bir anayasa çıkar karşımıza. Anayazsa toplumsal mutakabat metinleridir. İnsan haklarını esas aldığı kadar birlikte  barış içinde yaşayabilmenin ilkelerini de ortaya koyur. Eğer ülke ve devlet olarak bağımsız olmamız gerekiyorsa, anayasanın millilik vasfına sahip olması kaçınılmaz demektir.  Çünkü milli birlik, birlikte yaşamamızın sırrıdır. Bu bizim dirliğimizdir.

Profösör


19 Mart 2016 Cumartesi

Kısasta Hayat Vardır

 
Bir masum insanın canı kıyılıyorsa eğer;  bizim de içimize ateş düşüyor. Hele o kişinin yakınlarının ateşi hiç sönmüyor.  Bir can ne kadar kutsalsa onu korumak da o kadar kutsaldır. Kim ki masum bir insanın canını kıyıyorsa bunun karşılığı idam olmalı. İdam geri gelmeli. Gelmeli ki adalet duygusu toplumumuzda hakim olmalı. Mutlaka kısasa kısas olmalı. Zira kısasta hayat vardır.  

Ülkemizin bir çok yerinde yapılan terör olayları ve canlı bombalarla yapılan katliamlar sadece güvenlik tedbirleriyle önlemek  mümkün olmaz. Katliamı yapan ve yaptıranın yanına  bu kalmamalı. Masum insanların kanı yerde durmamalı. Devlet sadece merhamet yüzünü göstermez. Azılı katillere de suratını asmalı.

Son zamanda Ankara ve İstanbul merkezli canlı bombalar bir bir devreye sokuluyor. Sokulsa da bunun mutlaka sonu olacaktır. Millet olarak biz devletin yanında durmak zorundayız. Yoksa yangına  biz de odun taşımış oluruz. Bugünkü Taksim  İstiklal Caddesindeki vuku bulan canlı bomba patlamasına şiddetle lanetliyoruz. Bu eylemde cürümü olanlar Taksim meydanında infaz edilmeli.

Profösör

28 Kasım 2014 Cuma

Cumhurbaşkanlığı Sarayı Üzerine


Son zamanları Cumhurbaşkanlığı Sarayı üzerinden algı operasyonları bundan öncekilerinin bir benzeri olarak sürdürülüyor. Hatta sokakta yaşayan insanlara yardım sağlayan bir dernek de "Sokakta yaşayanlara bir ev yok, bir battaniye yok, bir kab çorba yok, ama Ak Saray'a para harcanıyor. Osmanlı padişahlarında bile bu denli israf yapılammaştır" diye sosyal medya üzerinden de,  ardı arası kesilmeyen anti propagandalar ve algı operasyonları yapılmaktadır. Biz işlerin düzelmesi için eleştiri yaparız diyen dernek yöneticileri, toplumun çoğunluğunu karşılarına alacak şekilde hükümeti yeriyor ve apaçık kirli politikaya alet oluyorlar. Devlet ve zhniyet mikro ve makro planda değiştikçe, aslına ve özüne döndükçe provakatif eylemler, bir koalisyon şeklinde artarak devam ediyor.

Öbür yandan israf kavkramının kime göre ve neye göre değerlendirilmeli diye soracak olursak kendimize, elbette dini nasların ekonomik gerçeklerin ışığında konuyu irdelememiz gerekir. Eğer insanlığın sulha ve selamete kavuşmasını istiyorsak; sömürgeci güçlerden ve terörist devletlerden daha güçlü bir duruş sergilememiz gerekir. İnsansız savaş uçaklarının üretildiği bu çağda, israftır diyerek pervaneli tayyareylerle ne ülkemizi koruyabilir ne de  savunabiliriz... Ne bölge gücü oluşturabilir, ne de mazlum milletlerin bir kurtuluş ümidi olabiliriz. Başkanlık Sarayı da görkemli olması gerekir ki; bunun da izahı budur. Bir taraftan da, hacı yağını kendisine boca etmiş ecmainlerin uzaya çıkmak komikliktir, ilmi ve fenni çalışmalara bütçe ayırmak israftır günahtır demek kadar cahilane bir tutum yoktur. Bu görüşte olan arkadaşlarımızın da Türkiye'deki müsbet gelişmeleri görmemezlikten gelerek, aklı sıra şimdi Başkanlık Sarayı üzerinden algı operasyonuna kapılmaktadırlar. 

Önümüzdeki seçimlerde  daha ağır ithamlarla, iftiralarla, bir takım eylemlerle toplumumuzu provakate edecekleri dünden ve bugünden  bellidir. Hükümeti yöneten iktidar tek başına anayasayı değiştirebilecek sayıda mecliste sandalye elde ettiğinde; işte o zaman taşlar yerli yerine oturacak, hainler, zalimler mutlama hak ettiklerinin karşılığını bulacaklardır. Milletlerin gücü, itibarı, imajı devlet kurumları ve kurumsal yapılarıdır. Devlet Sarayları bunun için vardır. Eğer bir devlet kendi ülkesinde, bölgesinde, dünya  devletler ve ülkeler yelpazesindeki yerini güçlü olarak belirlemek istiyorsa Başanlık Saraylarının hak ettiği değerlerde inşa edilmesi şarttır. Devlet Başkanlarıyla, ülke ve halkların temsilcileriyle fikir teatisi yapmak, birlikte diplomatik çalışmalar içinde olmak, dünya barışı açısından görkemli sarayların bu bakımdan apayrı bir işlevselliğe sahiptir. 

Profösör


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...