İzleyiciler

16 Kasım 2015 Pazartesi

Dostluklar


Rumi diyor ki "Aşıklar, bir gün karşılaşmazlar, onlar en başından beri birbirlerinin içindedirler". Dostluklar da böyledir işte. Bedenlerimizden önce ruhumuzun dalgaları birbirine sarılır; kimyamız birbirimize karışır... Ondan dolayıdır ki; dostlar birbirinin sevincini paylaştıkları kadar, çektikleri sıkıntıları da birbirleriyle paylaşırlar. Onlar ancak birbirlerinin yaralarına merhem olurlar. 

Profösör

İyilik Terapidir


Mecidiyeköyde, tam kavşakta, trafik ışıklarının önünde pejmurde küçük bir çocuk kağıt mendil satıyor. Işıklar bir yanıp bir sönüyor. Sarı ışık yandığında heyecanlanıyor, kırmızı ışık yandığında ise sevinci ikiye katlanıyor. Çünkü çocuk kırmızı ışıkta duran otomobil sürücülerine yalım yalkar kağıt mendil satıyor. Yeşil ışık yandığında da çocuk duruluyor; sanki  üzülüyor. 

Ne yazık ki acımasız bir hayat; çocuğun elinde  mendil tutmasına rağmen, akan burnunu silemiyor.  Sümüklü çocuk bir iki merdil satacak, para kazanacak, eve para götürecek.  Yeşil ışık yandığında arabalar duruyor, çocuk otomobilin penceresinden sürücülere mendil uzatıyor. Bu böyle devam edip gidiyor. Kimisi reddediyor, kimisi mendil almadan, sadaka olsun diye çocuğa üçbeş kuruş verip yoluna devam ediyor.

Vicdanım sızlıyor, sanki insanlığımdan utanıyorum. ilkokula giderken ramazanlarda, kolumda bir sepet  iftar zamanında ramazan pidesi sattığım çocukluğumu anımsıyorum. Çocuğa selam verip, şefkatle yaklaşıyorum. Cebimden ütülü mendilimi çıkartıp, çocuğun  akan burnunu siliyorum. ona bir iki öğüt verdikten sonra, oradan ayrılırken de ona kağıt bir beşlik veriyorum.  Çocuğun bu yaklaşıma verdiği tepki; teşekkürü ve sevincini ifade ederken gülümseyişini hakkıyla tasfir edecek kelimeler bulamıyor, cümleler kuramıyorum. "İyilik yapmak için bahane aramaya gerek yok".

profösör

13 Kasım 2015 Cuma

İnsan güldüğü  kadar güzel gülümsettiği kadar hayırseverdir.

Profösör

11 Kasım 2015 Çarşamba

O'nun Yolundan ve O'nun İzinden Gitmek


Yıllar önce kilo almaktan şikayetçi idim. kilo almak derken göbek yapıyordum desem daha doğru olur. Bir dost ortamında yenildi içildi ve her birimiz  sanki nefes alamaz durumda idik. O sırada ağzımdan istemiyerek de olsa  bir cümle çıkıverdi. "Semirtmek bir müslümana yakışmıyor" dediğimde sakallı, cübbeli bir genç arkadaş "Böyle bir ayet mi var" dedi. Arkasından da cümleyi ekleymeyi de ihmal etmedi.  "Bizim Efendimiz de şişman, ama iyi bir müslüman"  deyince acaba baltayı taşa mı vurduk diye düşündüm. 

Gencin Efendimiz dediği zatı muhterem onun şeyhiydi besbelli. Oysa gencimiz de yaşlımız da, okumuş ve cahilimiz de kilo almaktan hepimiz şikayet ediyorduk oysa. O gencin  "Efendi" dediği şeyhine bir sorsak, elbette kilolarının verdiği sıkıntıdan o da şikayet edecekti. Hayatımızı genel olarak bir disiplin içine sokmadıktan sonra elbette şikayet edeceğimiz bir çok sıkıntı duyduğumuz dertlerimiz olacak. Bütün mesele sadece birey olarak değil, bütün toplum olarak sıkıntılarımızın kaynağına inmek ve sıkıntılarımızı gidermektir. Bu aynı zamanda  şuur içinde yaşamakla olur. Müslüman hassas olan demektir. Abur cubur yiyen değil; bir oturuşta beş altı kap yemek yiyen değil, bir lokma ekmeğin ve bir yudum suyun değerini bilendir. 

Müslümanlık insan olmanın olgunluk halidir. İçinde bulunduğu olumsuzlukları kanıksayan değil, insanı bedenen, ruheh ve zihnen bozan bütün virüslerden kurtulma halidir. Müslüman Allah'ın habibim dediği Peygamberimizin yaşam biçimini özümseyen,  onun yolundan ve onun izinden giden demektir.

Profösör

3 Kasım 2015 Salı


Biz aşkı sevdiğimiz kadar 
hüznü de severiz. 
Çünkü biz kırık kalpliyiz. 

Bir şiir okusak, 
bir ezgi dinlesek 
gözümüz yaşlanır hemen hüzünleniriz. 

Biraz da 
tebessüm gerek. 
Hüzün olsa da 
yeniden sevmek ve 
yeniden  sevilmek gerek... Yeniden sevinmek ve 
yeniden sevinmek gerek.

Profösör

24 Ekim 2015 Cumartesi

Osmanlıda Anne ve Bebeği


Medeniyetimiz  Kutsal İslam  inancına dayanır. Vücuda getirilen her şey sanat ve estetikle hayat bulur. Osmanlı İslam Medeniyeti'nde her şey inanca yorulur; çünkü İslam kalbe dokunur. Hamile bir kadın anne olamamıştır. Anne olamadığı gibi de bebeğini doğuramamıştır. İnsanın içini titretecek, sevgi, şefkat, merhametin   sanatsal bir yansıması olarak da gördüğümüz bu zerafeti, asil duygularla buluşturan, anne ve bebeğini simgeleyen bu mezar taşının bize verdiği medeniyet dersi karşısında adeta nutkumu yutuyorum. 

Ne yazık ki; günümüzdeki   harf devriminin toplumu yozlaştıran yönüyle mezar taşlarına baktığımızda  latin harflerini doğru düzgün yazılıp okunamadığına  da şahit oluyoruz. Derme çatma mezarlıklarda kültürümüzle taban tabana zıt,  latin hurufatın zihnimizde bıraktığı kirlilikten temizlemenin vakti gelmiştir artık. Öze dönüş yeniden doğmak yeniden dirilmektir.   İlkokullarda Kuran'ı Kerim ve Siyer dersinin yanısıra Arapça dersinin de okutulması beni fazlasıyla umutlandırıyor doğrusu.

Medeniyet kendi inancıyla kendi kültürüyle varlığını korur. Milletin değerlerine hitab etmiyen ve milleti yozlaşmaya götüren bir zihniyet, sevgi, şefkat, merhametten habersiz olduğu kadar,  sanattan, estetikten, zerafet ve asaletten de bihaberdir. Son sözüm;  medeniyet ve kültür inanca dayanmalı ve kalbe dokunmalıdır.

Profösör

22 Ekim 2015 Perşembe

Kuru Yaprak


Ey düşmemek için rüzgara direnen yaprak. 
Bırak kendini boşluğa sonbahar geldi bak!
Biraz sonra fırtına kopacak yağmur yağacak;
Sallanarak, ıslanarak, bırak kendini bırak!..

Profösör

20 Ekim 2015 Salı

Buruk Bir Tebessüm


Bir ah çekmek geldi içimden; kadim bir sızıydı kopan yüreğimden. Sanki sen ve ben cennetten kovulmuş gibiydik. Sen ve ben günah işleyen bir ısırık meyve yedik. 
.......
Sen ve ben nefsin kurbanıyız dedik. Sen ve ben şeytana uyduk yenildik. Sen ve ben  günah işledik; cennetten kovulduk. Sen ve ben dünyaya mahkü edildik.
.......
Kaç kere huzura çıktık, kaç kere tövbe ettik bilir misin?.. İnsanız ya zaaflarımıza yenildik. Ayrılık hüznü çökse de yüreğimize.  Gecenin kat kat karanlığında, birbirimize sarıldık tek başına  yanlızlığımızla.
.......
İnsan açlıkla terbiye olur ya!.. İnsan yoklukla başbaşa kalır ya!.. Yalnızlık ondan da beter arkadaş... Yalnızlık sen ve ben ise eğer; bir ömür, bir nefes ve bir tebessüm yeter!..


Profösör

13 Ekim 2015 Salı

Barış Gönülden Yapılmalı


Ah kelimeler!.. Sen de iki yüzlülüğe bulaştın. Ey kelimeler ve kavramlar yerli yerince, doğru dürüst kullanılmadın. Evet bizim kültürümüzde kötü bir şey yapıldığında bunu sürdüren için "İnadına yapıyor!" denir.  İnadına kelimesi olumsuzlukların devamı için kullanılan bir kelimedir. "İnadına barış istiyoruz"   cümlesi ne kadar da kendi içinde çelişkili. İnadına yapılan bir şey hoyratlıktır. Oysa barış insanlık için iyi birşeydir ve barış inadına değil; gönülden yapılmalıdır. 

Proösör 

12 Ekim 2015 Pazartesi

Eğitim Gönül İşidir.


Eğitim gözgöze ve gönül gönüle yapılan bir  iş, eylemdir. Kesinlikle sıradan bir iş, sıradan bir eylem değil; insanlık idealinde yapılan kutsal bir hizmettir. 
Eğitim hak ile batılı birbirinden ayırdedebilmek için cehaleti yenmektir. 
Eğitim, zulmetten nura doğru yolda yürümek, adaleti temin etmek, ahlaklı ve seciyeli nesiller yetiştirmektir. Onun için eğitim gönül işidir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...