İzleyiciler

6 Ekim 2015 Salı

Kelimelerin Sırrı, Dilin Sırrıdır.


Kelimeler sırlıdır; dilin sırrını ancak kelimeler dünyasında yaşayanlar çözebilir. Dil eninde sonunda akla, fikre hitap ettiği kadar gönüle hitap eder ve gönüle işaret eder. Akıl ve fikir olarak birbirimizden farklı düşünebiliriz. Esas olan da gönül birliği olşturabilmektir. Çünkü gönül birliği insanlık ülküsüdür. Herhangi bir konuda aklen ve fikren ne kadar ikna olursak olalım yine de, bir olguyu içselleştirmemiz ve gerçek olarak kabül etmemiz mümkün değildir. İhtilaflı bir konuda ne kadar tartışırsak tartışalım; en son müracaat edeceğimiz merci kalbimizdir. Kalp onaylamadıkca ve doğrulamadıkça  bir olgu gerçek olmaz. Ancak bir olguyu kalbimiz onaylayacak ki hakikat kalbimizde taht kurabilsin, içimiz hakikate ısınabilsin ve insan gönül rızasıyla hakikate teslim olabilsin.

Profösör

5 Ekim 2015 Pazartesi

Evsiz ve Yurtsuza Yardım


En büyük vatan insanın kendi evidir. Kendi evi kadar kalblerdeki yeridir. Ne acıdır evsiz barksız kalmak. Ne zordur yurdundan sürülmek, vatanından ayrı kalmak!.. Sokakta aç ve bi ilaç yaşamak; parklarda, köprü altlarında,  mezarlıklarda barınak aramak. Kimsesiz, yapayalnız güçsüz ve takatsız kalmak.


Biz ki; sıcak yataklarımızda sükun içinde yatıyoruz. Ne yazık ki soframıza konan nimetleri yeriyoruz. Biz ki hayata pembe gözlüklerle bakıyor, bencilliğimizle başbaşa kalıyoruz. Sokakta kalmak nedir, yurdundan apar topar ayrılmanın ne demek olduğunu bilmiyoruz. Arkadaş; bu dünya imtihan dünyası; biz de onlar gibi olabiliriz. Dünya insanlık savaşı veriyorsa eğer; biz bu savaşın neresindeyiz!..

O halde biraz vicdan muhasebesi ve biraz da  insaf muhakemesi yapalım.  Biraz kendimizi sorgulayalım. Nerede insanlık; nerede adalet, nerede hakkaniyet!.. Ey adalet sabırla seni bekliyoruz!.. Ey kimsesizlerin Kimsesi evsizlere ev, yurtsuzlara yurt ver!.. Ne olur onlara bir gülümseyiver!..

Profösör

4 Ekim 2015 Pazar

Hatırlatma



Gençlik; bir siyah beyaz bir fotoğraftı o zaman... Bakışlara bak; ne kadar yürekten ne kadar içten inan!.. İnanç vardı, umut vardı o zaman. Bir de gelecek olan;  beklenen an. Şimdi her nefes; ömür demektir... Şimdi son nefes ölüm demektir. Şükür; nefes alıp vermek, zikir; kullun bilincine ermektir. 

Profösör

3 Ekim 2015 Cumartesi

Tusunami!..


Bir tarafta açlık, kıtlık, susuzluk, salgın hastalık...  Bir tarafta varil ve misket bombaları, katliamlar, yıkımlar, toplu ölümler... Yerinden yurdundan edilenler. Bütün insanlık sınavda;  kalbi sökülen bu çağdaş dünyada. Çılgın gibi gökten yağmur yağsa, deniz derya olsa bu toprak. Uçsuz bucaksız çöller tusunamide. Susuzluk yüreğimizi bir kere yaktı ya!.. Dev dalgalara bürünmüş bu kızgın  toprak üzerimize gelip bizi bir hamlede yutsa. İnsanlık yalana teslim bizi unutsa da; biz hakikatte varız ya!..

Bu dilek olmaz, böyle dua kabul olunmaz. Zulme uğrayanların zulmü hiç bir zaman yerde kalmaz. Hak ve adalet adına ey insanlık inin artık fildişi kulenizden!.. Bir tarafta şaşalı sosyetik hayat... Gökdelenler, yazlıklar, villalar ve malikaneler... Bi tarafta sefalet teneke barakalarda barınanlar, varoşlarda  yaşayanlar, karton kutularda uyuyanlar. 

Böyle hak ve hukuk, böyle adalet ve insaf vicdan ölçülerinde  tartılmaz. İnsan sorumluluk duygusuyla ancak  insani ve vicdani olarak huzurludur. İnsan iyilik yaptıkça ve iyilik buldukça mutludur. Bir insanın gülümseyişi demek, bütün insanlığın gülümsemesi demektir.

Profösör

17 Eylül 2015 Perşembe

Sonbaharda Sığırcıklar


Mavi gök mavi deniz. İki muhteşem platform sanki ikiz. Denizde kulaç atan balıklar, gökte rakseden kuşlar. Her zaman etkilemiştir  beni; gök kubbenin yüksekliği, denizin derinliği. Sanki amak-ı hayal içimdeki fırtınalar. Sanki eser  kutsal bir rüzgar. Evren mi dedin; raksediyor bak işte. Yer, gök, deniz; kaplıyor bütün her şeyi maneviyat. Fikir budur... Zikir budur... Şükür budur... Mevcudattaki her varlık gibi, evren içinde evren, raksediyor sonbaharda sığırcıklar.

Profösör

https://www.youtube.com/watch?v=0TIa3VBaH0U

Pembe Küçük Boncuk


Küçücük bir pembe boncuk kalpti kaybolmuş olan. Onun küçüklüğüne aldanmayalım; içinde bir evren kadar sevgisi olan. Kaybolan bu pembe boncuğu yerde buldu  Keloğlan.  Sanki kalbi duracakmış gibi oldu heyecandan. Yere eğildi ve onu yerden aldı. Avucunda gizlenmiş,  sarmaş dolaş bir inanç, bir umut vardı. Uçsuz bucaksız hayal derinliği, sanki paha biçilemeyen değerler üstü bir değer vardı. 

Profösör

9 Eylül 2015 Çarşamba

Bu Savaş Bitecek


Hangimiz türk, hangimiz kürt ki!.. Hangimiz saf kan bir ırki değere sahibiz ki!.. ne tüküz, ne kürdüz, ne arabız, ne de çerkesiz!.. Öyle olsak bile nedir bizim kazancımız!.. En büyük kazancımız insan olmamız. İnsan gibi yaşamamız. İnsanlık değerlerini korumamız. Dünyanın neresinde olursa olsun bir insana yapılan zulüm, bütün insanlığa yapılan zülümdür. Bir insana yapılan bir haksızlık, bütün insanlığa yapılan haksızlıktır. İnsanın yaşam hakkını elinden alamaz,  ve insanlığı yok edecek  silahlarla susturamassınız. Ülkemizde yaşanan, anarşi, terör ve anominin yeğane sebebi birlik ve beraberlik ruhunun tarib edilmesindendir. Ne yazık ki; kültür emperyalizmi mazlum milletler üzerinde en etkili ve en tahripkar silahtır. Yasaların etkisizliği ve uygulanmayışı, algı operasyonları, beyin yıkanması ve akıl tutulması bundandır. Kardeş kardeşe düşman olur mu!. Kardeş kardeşe silah doğrultur mu!.. Akıllı olan, yürekli olan dış güçlerin oyununa gelmez, onların senaryolarında piyon olmaz. Akıllı insan şuur sahibidir; inancını ve umudunu kaybetmez.

Her insan, insani ve vicdani değerler bakımından insanlık, milli değerler bakımından  vatandaşlık, inanç ve ahlak değerleri bakımından inanmışlık değerlerine sahip olmalıdır. En başta birbirimize karşı hak ve hukuk içinde olmalıyız. Her insan ve her vatandaş kendi kapı önünü temiz tutmalıdır. Her insan insanlık mefkuresi içinde yaşamalıdır. Her insan kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamalıdır. Eğer bir insan, insanlık değerlerinin üzerinde iyilik yapıyor, inancıyla ve ahlakıyla hareket ediyor, kazanımlarını insanlığa adayarak fedakarlık yapıyorsa, inancını ve müslümanlığını da taçlandırıyor demektir.

Elbette  bu savaş insanlık savaşıdır. Bu savaş milli birlik savaşıdır. Bu savaş inanç ve kültür sömürgeciliğine karşı duruşun savaşıdır. Elbette bu savaş Hak ile batılın savaşıdır. Bebekler ve yiğitler ölmesin diye, her gün bir ölüyor bin diriliyoruz. Kalbimiz sızlasa da, içimiz ağlasa da katiller, caniler, hainler tepelenecek. Yerin dibine girseler de silahlarıyla inlerinde gömülecek... Er geç hak yerini bulacak. Bu savaş bitecek. Bu vesileyle savaşta kaybettiğimiz şehitlerimizi de dualarla ebediyete uğurluyoruz.

Profösör

2 Eylül 2015 Çarşamba

Şuurlu Olmak Dikkatli Olmayı Gerektiriyor


Bilgisayar ve internet üzerinden sosyal medya hesaplarındaki  bütün paylaşımlar dikkate alındığında, kim ne yazmış, kim neyi onallamış, bütün hareketler açık hesap takip edilebiliyor. Kim ne yazarsa yazsın, kim neyi paylaşırsa ve neyi onaylarsa onaylasın sonuçta hakkında verilecek yargıya da kabüllenmiştir demektir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz, inanç ve kültür bakımından kendisini temsil konumundaki kişilerin olur olmaz paylaşımlara onay vermesi, ben bu paylaşımı inanç ve ahlaken benimsiyorum ve beğeniyorum konumuna düşmesini eleştiriyoruz. Hem kültür adamı olacaksın, hem de inanç ve ahlaken eleştirdiğimiz paylaşımlara şuursuzca beğeni tuşuna tıklayacaksın. Hem de yeri geldiğinde kültürümüzün kodlarıyla ilgili başımıza uzman kesileceksin. İnanç, kültür ve aksiyon adamı boş şeylerle meşgul olmayacak, aynı zamanda abesle iştigal etmeyecektir.
..
Faize karşı olan bir adam, herhangi bir bankanın paylaşımına beğeni tıklaması yapamaz, yapmamalı da. Ya da israfa karşı olan bir insanın mükellef bir sofra fotoğrafını hesabında paylaşmamalı. Hani derler ya "Yiyebilenn var,yiyemiyen var" Gereksiz paylaşımlar insana bir şey kazandırmaz. Aksine insandan birşeyler götürür ve itibarını düşürüverir. Bir taarftan yeni doğmuş bebek fotoğrafları yayınlanıyor. Fakat takipçiler beğeni tuşuna tıklamakla yetiniyor. Oysa bir kelimelik bile olsa "Maşallah" yazmaları dua yerine geçerdi. Bunun gibi bir sürü dikkat edilmesi gerekenler azabi derecede önemsenmelidir. 
..
Mademki şuurluyuz diyoruz. Şuurlu olmalıyız diyoruz. Çocuklarımızı olumsuz etkenlerden korumalıyız diyoruz. hatta  çocuklarımıza daha bebek iken televizyon ekranlarına maruz kalmasını önlüyoruz. Buna dikkat ettiğimiz kadar neye nasıl inanıyorsak, inancımızı uygulamaya sokmalıyız ve kültür haline getirmeliyiz. Bir anne bebeğini bir süreliğine bakması için annesine bırakıyor. Bebek anneannenin kucağında dudakları bükülü,  ağlamaklı. Anne bir an önce kaçıp gidecek, çünkü açil bir işi var dışarıda. Çocuğunu oyalarken ismini de zikrederek "Bayyy baaaayy" diyor. Bu ne demektir şimdi; ben bunu anlamıyorum. Bunu yapan anne inançlı, kültür insanı aynı zamanda iletişmci. Çocuğunu kime emanet ettiğini bilmiyor. "Allah'a ısmarladık" ya ad "Allah'a emanet ol yavrucuğum" diyemiyor. Evet eleştiriyorum. Çünkü şuurlu olmak dikkatli olmayı gerektiriyor.

Profösör

Kurt İle Kuzu


Piyasa kurtlarla dolu. Bir de kuzu postuna bürünmüş kurtlar var. Asıl onlardan çekineceksin. O tür insanlar dost değil; düşmandırlar.

Profösör

25 Ağustos 2015 Salı

Eşeklerin De Hakları Var!..


Eşekleri çok çalıştırırsanız çok yorulur. Çok yorulan eşek bir zaman sonra yük taşımada isteksiz olur. Yük sırtında yolda giderken duru duruverir. "Deh!.." dersiniz gitmez... "Deh, deh!." dersin yine gitmez. Biz bu eşeğin haline 'dingin' deriz. Anlarız ki büyük bir hata yapıyoruz; eşeği çok çalıştırmakla, dinlendirmemekle onun hakkını çiğniyoruz.

Dingin eşek kalp olur; "Deh!" desen de, dövsen de, sövsen de gitmez. Zamanla dingin eşek yürümemeyi, hatta sırtında yük taşımamak için huysuzlanmayı adet edinir. Dingin eşeğin kalplaşması da bu alışkanlıkla başlar. Artık o eşek istekli yük taşımamasıyla eşekliğini bile inkar eder duruma düşer. İnsanlık varken hiç dinlenmeden, dur çüş bilmeden,  niye yük taşıyayım ve niye  eşeklik edeyim der. İşte bundan dolayıdır ki; her işten sonra eşeğin  bir müddet dinlenmesi gerek. Onun hakkını yememek gerek. Eşekliğine saygı duymak gerek. Onu sevmek, ona şefkat gösterlmek ve merhamet etmek gerek. 

Unutmadan hatırlatmayı bir borç bildiğim konu da, Osmanlıda eşekler için çıkarılan kanunnamedir. Her eşeğin haftada iki gün tatili vardır. Eşeklerin haftada iki gün çalışmaması, biz insanlar  gibi dinlenmesi gerek. Çünkü o da bir can taşıyor, bunu bizim bilmemiz gerek. İşte Osmanlı bu!.. Kim ki eşeğine haftada iki gün dinlenmesine imkan vermiyor ve eşeğin dinlenme  izinini ihlal ediyor, o zaman şu kadar akçe cezayı, şukadar kırbacı sırtında hak ediyor. Osmanlı, adaletinde böyleydi işte. Ne yazık ki günümüzde biz çalışan insanların, haftalık bir gün dahi olsa izin yapmalarına ve dinlenmelerine izin verilmiyor. Mesaileri gaspediliyor. İşçi sendikaları, bir nevi sarı sendika durumuna düşüyor ve hiç bir  işe yaramıyor. İşte bundan dolayı Osmanlı adaletiyle seviliyor; ancak günümüz  sözde işçi haklarını savunanlara asla güvenilmiyor.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...