İzleyiciler

14 Eylül 2012 Cuma

Bir Düşünce Derinliği


Bu evren, bu dünya, bu ülke, bu şehir, bu yaşadığımız hayat asla ben merkezli değildir. Sadece insanlar için fıtrattan tanınan inanç, akıl, düşünce, duygu, bütün yetenek ve becerileri, kesinlikle ben merkezli düşünemeyiz. Bütün bu nimetler Allah'ın bize verdiği, bizim de doğru yolda kullanmamızı öğütlediği bizler için birer lütuftur. Nice ukalalar, nice mütefekkirler, nice sevgi, şefkat ve merhamet sahiplerinin bu duygu ve yetenekleri ancak kendisine cüzi olarak verilen irade ve insiyatif kadar kullanabilmektedir. Yaratılanların başında İnsanlar olarak kendi aralarında, duygu ve düşünce sahiplerinin birbirinden farklı görüşleri ve yaşantıları olduğu gibi, yetenek bakımından birbirinden üstün ahlaki yanları da vardır. Önemli olan kişinin insani olgunlukta züht ve takva sahibi olabilmesidir. Bunun yanında bazı yetenekleri yaratılan hayvanlar için de düşünebiliriz. Bir afrika pumasının şimşek gibi bir ışık hızında koştuğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda da bir yırtıcı hayvanın önünden kaçarak kurtulabilmesi için afrikada yaşayan bir zencinin de, dünya olimpiyatlarında diğer koşucu sporculara fark atması da manidardır. Her yeteneğin bir üstününün var olabileceği, "Çivi çiviyi söker" sözünden hareket etsek de etmesek de, ancak bir Yaratanımızın sonsuz güce sahip olduğunu biliriz ve fıtraten de bunu özümüzde içselleştirmişizdir.

Bu dünyada, yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz ve yaşayacağımız her fiil, her olgu, bütün yaratılanların rabbi, haliki ve razıkı olan Allah'la izah edilebilir. Çünkü hepimiz O'ndan geldik, yine O'na gideceğiz. Bu hakikatle, bu dünyaya geliş ile bu dünyadan gidiş arasındaki çizgideki ömrümüzü hep birlikte bu dünya hayatı içinde paylaşıyoruz. İnsan Kuran'ın davetine icabet ettikçe, imanıyla, ameliyle, irfanıyla, kulluğun bir değer ifade edeceğini söyleyebiliriz. Kur'an Allah'ın kitabı olarak herşeyi ayan beyan açıklamıştır. Bütün kainat ancak Allah'ın nuruyla şekillenir ve hayat bulur. Kur'an bütün ilimleri içine alır. Bu yönden de İslami ilimler ve Kuran ilimleri gibi tasnif ancak, Kuran'ın anlaşılmasında usül, erkan ve bir disiplin getirmesidir. Oysa bir doktorun, bir sosyoloğun, bir mühendisin, bir öğretmenin, bir gazetecinin, daha sayamadığımız bütün meslek erbabının, işini başarıyla ve mükemmelen yapabilmesi için, Kuran kültüründen haberdar olması gerekir. Tek başına öğretmenliğin, doktorluğun müsbet ilimlerle izahı yapılsa da, bu ayrımın ötesinde, özellikle insanın sosyo, psiko biyolojik bir varlık olduğunu unutmamalıdır. Kuran'ı kerim hayatın ta kendisidir. Onu sadece başımızın ağrıdığında bir aspirin gibi, başımızın ağrısını geçirecek bitki özlerinden yapılmış mürekkep bir ilaç olarak göremeyiz. Başı ağrıyan kişi, baş ağrısının geçmesi için gripin kullanabilir. Bu bir tedavi şeklidir. Ama şifa kesinlikle Allah'tandır. Bir ilacı "Besmele"yle kullanmak ve Allah'a şükür etmek, sıhhat ve afiyetler dilemek zaten kültürümüzün içinde yer alır.

Bize düşen; iman edip de, sâlih ameller işleyenler zümresi içinde yer almaktır.. Bize düşen; birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden olmaktır.. Ayrıca birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden olmalıyız ki; hüsranda olan insanlardan olmayalım. "Cumanız mübarek olsun"

Profösör

13 Eylül 2012 Perşembe

Kalp Kıran, Düş Kırıklığı Yaşar..


Zaman zaman iletişim kazaları yaşayabilir insan. Bizim ne anlattığımız değil de, bir konuyu ne şekilde hangi ruh haletiyle anlattığımız ve karşımızdakinin neyi nasıl aldığı önemlidir. Kalbimiz en sevdiğimiz kişi tarafından bilmeyerek, ya da bilerek kırılabilir. Fakat sevmediğimiz kişi bizim kalbimizi kıramaz, sadece bizi öfkelendirir. Ona karşı bir hınç duyarız belki de. Kalp kırıklığı duygusal iletişimin içinde yer alır. Kalbi iletişim fikirlere, kitaplara sığmaz. Kalbi iletişim ilhamlara ve gönül hazinesine dayanır. Anlamak ve anlaşılmak, öznesi tümleci ve yüklemi olan cümlelerden oluşsa da aynı zamanda da, altıncı his denilen kalp gözlerinin açık olmasına bağlıdır. Gönül evi ruhen insanın huzur bulduğu bir evdir. Mutluluğun kaynağı burasıdır.

Bir söz, bir bakış, bir hareket, belki de bir hece bile bir kitap dolusu metine bedeldir. Bazen suskunluktan bile kalp kırabilir ve kalp kırılabilir. İnsanlar konuşmadan, bakışmadan da iletişim kurabilir. Bazı duygu ve düşünceler zincirleme birbirine bağlıdır. Aradaki bir halka olmasa bile insan karine yoluyla onu çözer. Önemli olan duygu ve düşünce paylaşımında, inanırlığını ve güvenirliliğini kaybetmemektir. İnanmak ve güven duymak kalbi güçlendirir. İnançsızlık ve güvensizlik kalbi yaralar, kalbi acıtır, kalbi bir arayışa sürükler. Öyle bir hal alır ki; bir kalp kırıldığında, kalp kıran bin kez düş kırıklığı yaşar. Bu aynı zamanda kalbi kırılanı da üzer. Çünkü kalbi kırılan kişi, kalp kıranın her zaman iyi olmasını ister ve bu uğurda da fedakârlıklar yapmaktadır. "Kalp kıran kesinlikle düş kırıklığı yaşar"

Hayata bakış mutlaka itidalli olmalıdır. Ne keskin sirke olunmalı, ne de yumuşak bakışlı olunmalıdır. Burada dengeyi sağlamak gerekmektedir. Eğer kişi adabı muaşeret kurallarını biliyorsa, değerlerini karşılıklı olarak paylaşabiliyorsa, mefkuresini gelgeç heveslerle çarçur etmiyorsa, tereddütsüz kendisine inanç ve güven duydurabiliyorsa, bunu da ebediyyen bir dostluk iklimine taşıyabiliyorsa maksat hasıl oldu demektir. Aksi takdirde zaman bize madalyonun öbür tarafını da ne yazık ki içimizi acıtarak gösterecektir. Biz dostlar birbirimizi kırabilir ve birbirimiz tarafından kırılabiliriz. Önemli olan birbirimize olan inancımızı ve güvenimizi kesinlikle yitirmemeliyiz. Yeni bir oluşta, yeni bir süreçte daha çok birbirimize duyulan ihtiyacın doğallığını da bilmemiz gerekir. Hayati konular sadece kişilerin tek başına halledebileceği konular değildir. Bu açıdan dostlarımızın birbirine olan inancı ve güveni olmasına rağmen doğal olarak korumacılık dürtüsüyle bir tedirginlik yaşarlar. Eğer bilgileri dışında gelişmeler olursa kalpleri kırılır. Kırılır ki; çok sevdiği dostlarının başına gelen, istemediği kötü şeylerden dolayı, yaşayacakları düş kırıklıklarından kendisini sorumlu tutar. Çünkü çok arzu edip de, istenilen sonuca varılmayan akibetler kesinlikle düş kırıklığı yaratır. Düş kırıklığı kalbi kanatır. Yüreği acıtır. İnsanın kimyasını bozar. Hiç kimse kalp kırmasın.. Hiç kimsenin kalbi kırılmasın. Kalp kıran da, kırılan da düş kırıklığını paylaşmak durumundadır. Çünkü dostluğun doğasında herşeyi paylaşmak vardır. 

Profösör

12 Eylül 2012 Çarşamba

Bizim Parametrelerimiz


İnsanoğlu öğrenmeye asla kapalı bir varlık değildir. Öğrenmek isteği insanda, yaratılışta kendisi için kodlanmış bir nimettir. İlk emir "Oku" derken, yaratan rabbinin adının hatırlatılması önemlidir. Çünkü öğrenilecek herşey Allah içindir. Onun için yapılacak herşey, bizi doğru yolda huzurlu ve mutlu bir ömür geçirmemizi sağlar. İnsanın okumaması, öğrenmemesi, cehaletle savaşmaması ancak kendi nefsiyle izah edilebilir. Çünkü varlık olarak insanoğlu hayatını idame ettirebilmede okumaya ve öğrenmeye meyyaldir. Bir küçük çocuğun bile, etrafına bakarak taklid etmesi bir anlamda doğal olarak aldığı bilgiler kendisi için rol model olan en yakınları ailesi ve çevresidir. Bir erkek çocuğuyla bir kız çocuğun farklı bilgiyi algılamasının hikmeti de fıtri hakikatlerde yatar. İnsan öğrenmeye aynı zamanda mecburdur. Fakat öğrendiğini uygulamaya gelince de nefsiyle karşı karşıyadır. Meleklerden farklı olarak insan, sırtında ateşten bir gömlek gibi bir nefis elbisesi taşır. Doğruyu, iyiyi güzeli öğrenip bildiği halde insanın gaflette olması, atalette olması, dalalette olmasının anlatımı ancak nefisin varlığıyla mümkündür.

Okumuş cahillere gelince, eğer okumamız bizi yaratan rabbimizin adıyla olmamışsa, artık düşünce ve duygular iğfal olacak, ifsad edip, iflas edecektir. Bir kişinin yanlış düşünmesi, duygularının bozukluğu, hakikati anlamada, içselleştirmede ve hakikate ermede başta doğru akıl etmeyi, muhakemeyi, kaybettirecektir. Bunun yerine duygulu olmak, duyarlı olmayı, doğru düşünmek de tutarlı davranmayı peşinden getirdiği gibi, aynı zamanda insanoğlunun hem dünyevi hem de uhrevi hayatında dimdik ve anlı açık bir şekilde kendisine ebedi bir hayat bahşedilecektir.

İlmi isteyene ben veririm diyen rabbimiz, Alemlerin en büyük terbiyecisidir. Asıl bizim meselemiz okuyup öğrenmemek değil, okuyup öğrendiğimizi hayatımızda uygulamamamızdan kaynaklanıyor. Kuran hükümleri tamamen Allah rızasını esas alıyor. Allah rızasını kazanmak da insan için kulluk, huzur ve mutluluğun kaynağıdır. Çünkü Allah kendi yarattığı kullarını sever ve sevdiği için hidayette olmalarını ister. Kulun en büyük savaşımı kendi nefsidir. Nefis bize durduracağı yerde, biz taşıdığımız zorlu nefsimizi önümüzde diz çöktürmesini bilmeliyiz. Aksi takdirde bütün aletler ve cihazlar yanlış tartacak ve yanlış bilgi verecektir. Elbette okumalıyız, öğrenmeliyiz, öğrendiklerimizle Allah için yaşamalıyız. Nefsimizle mücadeleyi de büyük cihad olarak kabul etmeliyiz.

Parametreler, varlığımızın ve hayatımızın değişkenlikleridir. Bizim parametrelerimiz, iyiye güzele ve doğruya giden parametrelerdir. Bizim değişkenliklerimiz ruhen ve bedenen olgunluğa giden ve Allahın rızasını kazanmaya yöneliktir.

Profösör

10 Eylül 2012 Pazartesi

Ruh İkizi

Son zamanlarda, laf arasında "Ruh ikizi" diye bir kavram çok kullanılmaktadır. Oysa hiçbir varlık diğerinin ikizi konumunda olamaz. Fiziken birbirine, yüzündeki benine varana kadar, tıpatıp benzeyip de, ikiz olarak doğmuş çocukların bile ruhen birbirinden çok farklı olduğunu biliriz. İkizlik sadece fiziki kalıplar içinde görüldüğü için sadece görsel benzerliktir. Bazı huy ve davranışlar da birbirine benzerlik gösterebilir. Sonuç olarak iki insan, iki ayrı varlıktır. İnsanın ruh ikizini bulması demek, evrensel boyutlarda iyi veya kötü, her ne şart olursa olsun, onu kendisi için çok özel bulup mutlu olması, aynı derecede de kendisini onun bir yarı paçası gibi hissetmesidir. Bunun yanında da kendisini, ruh ikizi olarak algıladığı kişinin yarı parçası gibi hissettiği gibi, karşısındakine de bunu aynı oranda doğal olarak hissettirmesidir.

Ruh ikizi kavramı insani bir değerdir. Anlamak ve anlaşılmak esasına dayalıdır. Bu kişiler gerektiğinde hiç konuşmadan göz temasıyla bile kurabilirler. Tek bir bakış binbir bakış içinden seçilebilir. Bu dili herkes kullanamaz. Ruh ikizinin kullandığı dil kalbidir. Kalbin güzel duygularla kemal bulmasıdır. Ruh ikizi kavramı cinsi değildir. Cinsiyet sadece iki karşı cinsin birbirini anlaması, birbirini tamamlaması, bir ve birliktelikleriyle hayata karşı hem özelde hem de genel olarak sağlıklı bir pozisyon alabilmeleridir. Her nereden bakarsak bakalım, iki insanın karşılıklı anlaması, anlaşılması, hayat mücadelesi içinde yaşadıklarının birikimleri içinde daha anlaşılır olmasıdır. Hayatta çile çekmeyen, acı görmeyen, sıkıntı yaşamayan kişilerin, gerçek sevginin, gerçek şefkatin, gerçek merhametin ne olduğunu anlayabilmesi ve özüne inip içselleştirebilmesi mümkün değildir. Bu sebepten ruh ikizi kavramı, herşeyi yüzeysel olarak yaşayan, herşeyi güllük gülistanlık içinde bulan kişilerin felsefesi içinde yer alması düşünülemez. Ruh ikizi kavramını ancak, göbeği maverayla bağlı olan iki dünya insanının, inanç ve ahlak değerleri içinde, duygusal ve düşünsel olarak, ulvi bir mefkurede buluşması olarak görebiliriz. Belki de birbirini anlamada duygusal ve düşünsel olarak herkesten daha iyi karşılıklı anlaşabilme sanatıdır. Bu bir, onlara Allah'ın lütfudur. Bu bir aynı frekansı yakalayıp, birlikte birbirini ahenk içinde anlayabilme becerisi ve ustalığıdır.

Ruh ikizi demek, samimi, hiç bir karşılık beklemeden ve kişisel menfaate dayalı olmayan, sadece gönül rızasını kazanmaya dayalı, ahlaki, duygusal ve düşünsel bir birliktir. Ruh ikizlerinin birbirine olan sevgisi ve saygısı aynı zamanda da bütün insanlığa duyulan sevgi ve saygıdır. Ruh ikizi, inanç değerlerini yaşayan ve yaşatan felsefesiyle, birbirlerini hayat boyunca olgunluk derecesinde yüceltmeye çalışan, aynı zamanda da birbirlerini kırmaktan çekinen gerçek iki dosttur.

Profösör

8 Eylül 2012 Cumartesi

Sonsuzluk Duygusu


Sonsuzluk enine boyuna, uçsuz bucaksız, sonsuz derinlik demektir. Bir açının üçyüzatmış derecesinin bütünü demektir. Sonsuzluğu sadece bir uzay boşluğundan ibaret olarak göremeyiz. Çünkü sonsuzluk bilinen ve bilinmeyen bütün alemlerin varlığıdır. Sonsuzluk fiziken izah edilemediği gibi, ancak metafizikle ilişkilendirilerek anlam kazanan bir değerdir. Sonsuzluk; uçsuz bucaksız gibi görünen bir okyanus, bir sahra, sonsuz bucaksız gibi görünen göklerdir. Sonsuzluğu elle tutulur somut bir kavram yerine, daha soyut bir kavram içinde irdelememiz daha yerinde olacaktır.

Renkler, şekiller, ölçüler ve boyutların bir başka türlü anlatım biçimidir. Bir çiçeğin açması, bir meyvenin olgunlaşması, Martıların uçuşu, denizlerin dalgalanması, bulutların ağlaması, yağmurun yağması, güneşin doğup batması, ayın suda yakamoz oluşturması, yıldızların göz kırpmasını sadece somut fizik kurallarıyla anlatamayız. Bir bebeğin doğması, büyümesi, bir ömür hayat sürmesi sadece fizik kuralları içinde düşünemeyiz. Allah'ın iradesi, kudreti, lütfi keremi olmaksızın bir sineğin bile kanadını çırpmasını düşünemeyiz. Bütün varlıklar onun "ol" demesiyle olduğuna göre, bütün varlıkların sünnetullaha uygun olarak yine Allah'ın izniyle görevlerini yerine getirmesi demektir. Bütün varlıklar sorumluluklarını ilahi bir düzen içinde yerine getirirken, insanoğlu düşünen ve akleden, ahseni takvim bir varlık olarak, kulluk sorumluluğunu kendi iradesine ve inisiyatifine verilmiştir.

Sonsuzluk; Sonsuz bir gücün, sonsuz bir varlığın, bizi yaratan, bizi terbiye eden ve bizi rızıklandıran Yüce Allah'ın kalbimizde yer bulmasıdır. Onun için, O'nun sevgisi, şefkati ve merhametiyle biz kulların zikir ve şükür içinde olmamızdır. Sonsuzluk O'na olan tesbihimizle, tevhidimizle bir damlanın okyanusla buluşması gibi, bir "cüz" iken, bir "kül" olmamız, vuslata ermemizdir.

Sonsuzluk Allah inancının her yerde tecellisidir. Bunu anlamak, bunu kavramak ve kul olarak bunun şuurunda olmaktır.

Profösör

7 Eylül 2012 Cuma

Huuuuuuuu!..


Homurdanarak kalkan
Bir kara tren
Alıp götürdü beni
Beni benden.
Bir gurbet, bir de
Ayrılık acısı,
Acı bir düdük sesi
Yüreğimin sancısı..
Geride kalanlar
Gözü yaşlı.
Bir de anne
ak saçlı.
Arkadan mendil sallayan
Bir ahu bakışlı;
Gözleri mahzun
kalem kaşlı.

Bir mektup yazılır;
Bir pul yapıştırılır.
Kestane kebap denir,
Acele cevap istenir.

Burası büyük postahane
Evlerimiz hane hane.
Artık ocak yanmayacak;
Evin bacası tütmeyecek
Gidenler gelmeyecek;
Gelenler bilmeyecek..

Bir fakir vardı garip;
Kimsesi yoktu ne garip!
Bir sala okundu minarede;
Bir namaz kılındı camide.
Duyduk ki bir mevta var
Garibin tabutuymuş;
Bu dünyada unutulmuş.
Umut fakirin ekmeği ya
Boş yere avutulmuş.

Dört inanan adam
Aldı tabutu omuzlara.
Şimdi de o dört adam
Ayrıldı aramızdan..
Demek dünya fanidir;
Bebekler doğar,
Yaşlılar ölür
Bu bir devridaimdir.

Bir huu diyelim yaşayalım;
Bir huuu diyelim ölelim..
Bu dünya kimseye kalmaz
Bir bilenelim, bin bilinçlenelim

Profösör

6 Eylül 2012 Perşembe

Bir Mızıkam Olsun





Bir mızıkam olsun; çantamda bulunsun.
Denizde, vapurda martılara çalayım.

Bir mızıkam olsun; çocuklara çalayım.
Yüzleri gülümsesin; anneler üzülmesin

Bir mızıkam olsun; notalarım sevenlerim
Hem sevelim, hem sevilelim..

Profösör

4 Eylül 2012 Salı

Bir Nefeslik Paylaşım

Herkes mutluluğun ne demek olduğunu biliyor mu ki!.. Huzura kavuşmadan mutlu olunabilir mi ki!.. Oysa mutluluk bir şuur halidir. Başka bir deyişle kadere, hayır ve şerre inanmak, şuur halinde olmak demektir. Şuur halinde olmak demek de mutlu olmak demektir. Çünkü her istediğimiz düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz gibi sonuçlanmayabilir. İşlerin planladığımız gibi olmaması demek, başarısızlık anlamına da gelmez. Herşeyin bir hikmeti vardır.  Buna kısa bir süre içinde vakıf olabiliyoruz. Biraz sabır, biraz da sükunet sonucu, her şeyi yeniden düşünerek tasavvur etmek, kurgulanmak, yeniden duygu ve düşünce olarak güncellenmek demektir. Siyahla beyazı, geceyle gündüzü birbirinden ayırabilmek demektir. Yeniden herşeye karşı kendimizi hazırlamak demektir.

Herkes dünyevi kaygıları için, para pul, mal mülk peşinde koşabilir. Bu fani dünyada mal da olmalı, mülk de olmalı ama, huzur ve mutluluk esas alınmalı. Asıl bizi mutlu edecek değer onurumuz ve itibarımız olmalı. Başımızı sokacak küçük bir ev, iyi bir iş, dostluklarımız olmalı.



Profösör

2 Eylül 2012 Pazar

Bir Kedi

Bir kedi
Bir sıçan tuttu
Oynadı eğlendi
Karnı toktu.

Sonra bekledi
Aklımda kalmasın dedi
Karnı acıktı
Onu oracıkta yedi

Bir tekir
Bir cingöz
Bir mercan
Bir de isimsiz kedi

Profösör

1 Eylül 2012 Cumartesi

Bir Duygu Paylaşımı

Bir Çiçek Açsın

Bu gece ay sanki yanımdaydı
Duygular, düşünceler canımdaydı
Yıldızlar göz kırpadursun
Dolunay suda yıkana dursun

İnsan isterse aya tutulur
Ay isterse güneşle vurulur
Ellerim  ayaklarım zincirlense de
Bu fakir prangalardan kurtulur

Gökte bir yıldız parlasın
Denizde bir gemi yelken açsın
Yüreğimi yakan çöllerde
Bir çiçek açsın koklansın

Profösör 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...