Yazı ve Grafik: Profösör / Müzik: Percy Faith - Somewhere (Tıklayınız)
Bu gece ayın tam ondördü.. Gökyüzündeki dolunay benim yalnızlığımı izliyordu.. Yatak odasındayım. Penceremin üst camından bana bakan, parlayan, bir tepsi görünümündeki dolunay sanki bana tebessüm eder gibiydi.. Saat, gecenin yirmi dördünü göstermesine rağmen, yatıp, uyuyarak kendimden geçmek istesem de, zerre kadar gözüme uyku girmiyordu. Zihnim nedenini bilemediğim bir aydınlık içindeydi. Kendimi bu manzara içinde hüzünle karışık duygusal bir transın eşiğinde buldum. Adeta gecenin esintisiyle iradesiz sürüklenen kuru bir yaprak gibiydim. Sanki her an, merdiveni olmayan bir yalnızlık kuyusuna düşebilirim endişeyle kendimi toparlamaya çalışıyordum. Aslında bu gayretimin de boşuna olduğunun bilincindeydim. Gökyüzünde mehtap bana tebessüm ederken, ben ise onu bütün hüznümle seyre dalmıştım. Aramızda bir tür efsunlu bir yakınlık oluşmuştu.. Büyük bir sessizlik senfonisi ve mehtabın tebessümü hüznümü kat kat arttırıyordu.
Böyle bir ruh haliyle gayri ihtiyari bir şekilde elimdeki kitabı yatağımın üzerine bırakarak pencereye yöneldim. Sonra pencerenin perdesini iyice araladım. Pencerenin kanatlarını ardına kadar açtıktan sonra dolunaya daha geniş bir çerçeveden dikkatle baktım. Pencere camımdan gülümseyen dolunay, pencere ardına kadar açılınca, sanki birbirimize bakış mesafemiz aralanmış gibiydi. Benden uzaklaşma anlamına gelen bu durumda, birden içimden gelen bir titremeyle sessiz sesiz ağlamaya başladım. Uykusuzluğa yenik düşmüş ruh halimle, gözüme zerre kadar uyku gelmediği gibi, sessiz ağlayışlarımla gözlerimden bir damla dahi gözyaşım dökülmüyordu. Sanki göz pınarlarım kurumuş gibiydi. Bunun arkasından gelen ağır bir ağlama dalgasıyla, ağlama şeklim hıçkırığa dönüşünce, sanki içimden bir baraj boşanırcasına iki gözümden gözyaşlarım akmaya başladı. Onlar aktıkça, yanaklarımdan, burnumdan, dudaklarımdan ve çenemden, ılık ılık süzüldükçe hıçkırıklarım kat kat arttı. Artık kendimi tutamayarak bağıra bağıra ağlama transına girmiştim. Ağladıkça içim burkuluyor, içim burkuldukça da ağlıyordum.
Bu hıçkırıklar gecenin senfonik sessizliğini bozuyordu. Bu senfonik sessizliğin yerini sürekli yükselen hıçkırıklara bırakıyordu. Apartmanımızın giriş katında oturmamızdan, dairemiz sanki müstakil bir ev gibi, bahçemiz dört bir tarafından gözetlenebiliyordu. Gecenin sessizliği, penceremden bana bakan mütebessim bir dolunay, yalnızlığımla yaşadığım bu garip durum karşısında, penceremin tam karşısında duran, üzeri brandayla kaplı bir otomobilin üzerinde uyuklayan siyah bir kedinin dikkatini çekti.
Benim hıçkırık seslerimi ve ağlayışımdan etkilenen bu kedicik, aslında zaman zaman kendisine yiyecekler verdiğim sadece gecelerini bizim avluda geçiren bir sokak kedisiydi. O da en az benim kadar yalnızdı. O da en az benim kadar duyguluydu. O da en az benim kadar cefakâr, fedakar, vefakar bir kediydi. Pencerede bu halimi görerek yerinden kalktı. Küçük bir gerinmeden sonra usul usul penceremin tam altına gelerek başını yukarıya kaldırdı. Siyah kedinin gözleri ışıl ışıl parıldıyordu.. Gözlerinin ışıltısı sevgi, şefkat ve merhamet hisleriyle yüklüydü. Göz göze geldiğimizde beni bir dost olarak tanıdığını ima edercesine benimle dertleşir gibi miyavlamaya başladı. Bu siyah kedinin dostane davranışı beni teselli etmeye yetmişti. İnanılması güç gelebilir ama; bu dost sokak kedisi mehtabın altında, penceremin önünde serenat yapar gibi miyavlamasını "onaltı" kez yineleyip ortadan kaybolup gitti.
Artık yatıp uyumalıydım. Yaşadığım bu hüzünden sonra başımı yastığa koyduğumda, yalnız olmadığımı hatırlatan "Seni çok seviyorum" cümlesini tekrarlayan bir değerin varlığıyla uykuya teslim oldum. Asla yalnız değildim. Uyandığımda mutlu ve umutlu bir sabah beni tebessüm ederek karşılıyordu.