İzleyiciler

21 Şubat 2012 Salı

Bu Nedir?


Benim çalışma hayatım, ilkokuldan bu yana tahsil hayatımla birlikte devam etti. Çalışarak kazanmanın ve hayatımızı idame ettirmemin ne demek olduğunu iyi bilirim. Alın terinin ne olduğunu iyi bilirim. Yığınla dersin ve kitabın altında sürmenaj olacak kadar çalıştığımı iyi bilirim. Bu tahsil hayatım boyunca devam ede gelmiş bir durumdur. Eğer çalışırsak yer, içeriz, çalışırsak okuruz, yazar, tahsil hayatına devam edebiliriz. Sonuçta lençber bir köylü çocuğuyuz. Madem ki maddi imkanlarımız yoktur, o zaman hem çalışıp hem de bir üniversiteye gidip, bir fakülte bitirerek, hayatımızı kazanmamız gerekmektedir. İlkokuldan üniversiteye hayatımızı kıt kanaat geçirsek de, kitaptan, eğitimden, kültürden geri kalmadık. Sosyal sorumluluklardan da kaçmadık. Nice zenginler çocuklarını okutamaz, eğitemez iken, bu lütfu bize bağışlayan Mevlamıza sonsuz şükürler olsun.

Üniversiteye giderken de gazeteciliğe başlamıştım. Bu mesleği isteyerek ve çok severek yapıyordum. Kendimi günden güne geliştiriyordum. Tahsil hayatım ve meslek hayatım devam ederken evlilikle birlikte bir evlad sahibi de olunca babalık duygularının bütün güzelliklerini yaşadım. O dönemler ülkemize yurt dışından ithal muz geliyordu. İthal muz hem pahalı, hem bulunmayan, hem de fakir fukaranın hayalini süsleyen bir meyve türü idi. İthal muzun büyüklüğü, tadı, hatta kabuğunun altın gibi sapsarı olması resimlerde bile insanın iştahını kabartıyor ve yutkunduruyordu. İthal muz sanki zengin ve fakirin arasındaki mesafeyi belirleyen ve toplumdaki sosyal sınıfın arasındaki uçurumları da belirleyen bir mihenk taşı gibiydi.

Oniki Eylül öncesiydi. Sağcılar, solcular, zenginler, fakirler, işçiler, patronlar derken koskoca toplum temelde iki parçaya, ama her blog da kendi aralarında binbir parçaya bölünüyordu. Biz de gazeteci merakıyla bütün gazeteleri okur, inceler ve kendimize mesleki ve insani dersler çıkarıyorduk. Günlük yayın yapan ulusal, Maoist yayın yapan radikal bir gazetenin çocuk sayfasında koskocaman sapsarı renkli bir muz resmi dikkatimi çekmişti. Resmi sayfasında kullanan gazeteci "Bu nedir?" başlığın altında resmini verdiği muzun tarifini yapıyor. Tadıyla ilgili fakir olan hedef kitlesinin çocukları üzerinden bir propaganda yapıyordu. Çocuklar ne bilsin!. Hiç böyle meyve görmemişler ve tatmamışlar ki; İlk kez bir muzun resmini görecekler ve tadı hakkında da gazetedeki çocuk köşesinde bilgi sahibi olacaklar. Hayallerinde ve rüyalarında göremediği muzu, bu fotoğrafla en azından yutkunmuş olacaklar.

Uzun lafın kısası; zor zahmet bir yerlerden ithal muz temin edip, eve götürdüm. O zamanlarda çocuğum üç yaşlarında idi. Meyveleri çok severdi. Hatta karnı meyveyle dolsa da hızını alamaz, bütün meyveleri birer diş atardı. Gazeteden getirdiğim önündeki muzu görünce çok hoşuna gideceğini düşündüğüm, muzu yedikçe, kokladıkça, tad aldıkça bunun sevincini bizlerle paylaşırken, bundan mutlu olup, keyif alacağımızı düşünürken, çocuğumuzun bu ithal, altın gibi sapsarı muza hiç ilgi göstermemesi bizi çok şaşırtmıştı. Bu ilgisizlik tepkisi o zaman için sanki bir protesto niteliğindeydi.

Profösör

12 yorum:

Kelimeler Dunyasi dedi ki...

Kıt olan zor bulunan şeylerin değerini bilmek eski zamanlarda kaldı sanki..Çünkü artık parası olan her istediğine hemen ulaşıyor gibi...Muzun pahalı olduğu zamanları hatırladım..ÇOk şükür biz yerdik muz ama şimdiki gibi değildi tabi ki!Şimdi meyvelere sebzelere giyim giyeceğe ulaşmak kolay belki ama samimiyete ulaşmak ve ona sahip çıkmak, korumak zor oldu..Yalansız, çıkarsız sevgilere ulaşmak, dostluğu bulmak zor oldu..Yazınız bana bunları yazdırdı..Sevgilerimle..

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

Babalık - annelik zor iş.. çocukların adına karar vermeye kalkarız çoğunluk, sonra bir bakarız ki onlar kendi tercihleri olan bireyler.. güzel bir gönderi içinde çok şey barındıran.. umutların-ilkelerin peşinde koşan bir gencin kendi çaba ve bileğinin hakkı ile kurduğu kendi yaşamı.. bundan daha güzel ne olabilir..

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

Babalık - annelik zor iş.. çocukların adına karar vermeye kalkarız çoğunluk, sonra bir bakarız ki onlar kendi tercihleri olan bireyler.. güzel bir gönderi içinde çok şey barındıran.. umutların-ilkelerin peşinde koşan bir gencin kendi çaba ve bileğinin hakkı ile kurduğu kendi yaşamı.. bundan daha güzel ne olabilir..

Pabuç dedi ki...

muz ve kaymaklı bisküvi çocukluğumdan bana özel hatıra:) Muz ne kıymetliydi eskiden..Belki hala bir yerlerde çocuklar için özel bir meyvedir kim bilebilir...

Yazılarınızın hepsi bir birinden güzel yüreğinize sağlık..

huyumkurusun dedi ki...

Şimdilerde Allahtan alıp yiyebiliyor genelde herkes.Ama öyle bir alışkanlık olmuş ki muz getirmelerini pek istemiyorum beslenmelerinde.Alamayan genede var hala.Ya da çocukken benim aklımda öyle bir yer edinmiş muz.Bu bana geçenlerde bir öğretmen arkadaşımızın yaşadığı olayı hatırlattı.Öğrenci baklava ikram etmiş öğretmenine. İkram ederken de öğretmenim bu zengin baklavası babam fabrikadan getirdi demiş.Fabrikadan hediye verdiler demekki.Şu fıstıklı yuvalak baklavalar varya hani ondanmış.Öğretmen arkadaş iç çekerek anlattı.Baklava alamayacak kadar fakirdi belki ama o çok değer verdiği baklavayı öğretmenine ikram edecek kadar zengindi gönlü.Bu ekonomik uçurum çok kötü gerçekten de.Zengin fakiri anlayamaz olunca suç oranlarıda artıyor.Çok iyi anladım yazınızda geçen olayı ve hissettim.Günümüzde de yaşanıyor olması çok daha kötü hissettiriyor.

Adsız dedi ki...

mesele muzun zor bulundugunun çoçugun haberdar olup olmamasıdır bazı insanlar verdır okadar güzel ve net olan muzu görmezden gelipp eski alışkanlıklarıyla arkası çürük olan ama güzelmiş gibi gözüken muzu o altın sarısı içi dışı birolma olasılıgı yüksek olan muza ter cih edilmemesi alah herkeze nasibini taşa taşa versin :)

BAHAR DALLARIM dedi ki...

bu yazıda direkt rahmetli güzel babamı hatırladım.babam 1967 de Ankara'ya askere gitmiş izin sırasında gezerken muzu görmüş tabi ki hiç bilmiyor.Bir tane almış kabukları ile ısırmış ne iğrenç demiş fırlatmış atmış...
bu yazıda şu gerçek de var erkeklere bu tür konular da sorumluluk fazla düşüyor. yüreğinize sağlık..

Arsızkedi dedi ki...

çok güzel bir yazı...

uzunincebiryol dedi ki...

Sahiden ne kıymetli bir şeydi muz, tıpkı dediğiniz gibi herkesin alıp tadamadığı aldıysa da bölüşerek minik lokmalarla yediği bir meyve, ben öyle hatırlıyorum çocukluğumun muzunu, bir kere daha istesen yoktu gerisi.

üç ünsüz içinde iki ünlü dedi ki...

gözlerim doldu, yüreğinize sağlık :)

Amak-ı Hayal dedi ki...

keyifle okudum çizimide çok beğendim..

Sevgiler:)

Profösör dedi ki...

Kelimeler Dunyasi@teşekkür ederim. İnanacağımız ve güveneceğimiz insanları bulmak çok zor. Varsa da o bizim için bir dosttur.

Dayatılanla Yaşayan@ Teşekkür ederim. Yorumunuzla yazımıza renk kattınız.

Pabuç@ çocukluğumuzda yadiğimiz, içtiğmiz ve giydiklerimiz unutulmuyor. Nostalji aynı zamanda da hatırlanmalıdır.

huyumkurusun @ evet malesef zengin ve fakir arasındaki uçurum gittikçe derinleşiyor.

Adsız dedi ki...@ Teşekkür ederim. Adsız hanım yormlar için. Her zaman beklerim.

BAHAR DALLARIM @ Teşekkür ederim. Babana da Allahtan rahmet diliyorum.

Arsızkedi @ Teşekkür ederim.

uzunincebiryol @ Evet o zamanları muzz dendiği zaman yutkunurduk hepimiz.

üç ünsüz içinde iki ünlü @ Teşekkür ederim.

Amak-ı Hayal @ Her zaman bekleri. Özellikle bütün postlarımda.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...