İzleyiciler

26 Şubat 2012 Pazar

Eti Olmayan İnsana İskelet Denir


Bir ilköğretim okuluna teftişe gelen bir müfettiş birinci sınıfa giden küçük bir öğrenciye "İskelet nedir?" diye sorduğunda beklemediği cevap karşısında şaşırır. Sonra da müfettişin yüzünde küçük bir tebessüm belirerek küçük öğrencinin cevabında haklılık payı olabileceğini düşünür. "İskelet; eti olmayan insana denir öğretmenim" diyen öğrenci, aslında bu verdiği cevabın bir hazırcevap olduğunun farkında bile değildir. Sınıfın gülüşmeleri arasında çocuk yerine oturur.  Bir anlamda verdiği bu cevap mizahi bir içerik de taşımış olacak ki, arkadaşlarını verdiği bu cevapla güldürebilmiştir. İnsana kabaca baktığımızda, insanın etten ve kemikten olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü insanı ayakta tutan temel unsur iskeletidir. İskelet insanın yükünü taşıyan bir binanın kolonları gibi işlev görmektedir. Belki de küçük öğrencinin bu cevabı akılda kalabilecek güzel bir yaklaşımdır. Müfettiş öğrenciyi süzdükten sonra, yanına gider,  başını okşayarak "Aferin evladım" der. Burada insan için, eti de kemiği de, vücudumuzun bütün azalarını da çalıştıran, insana hayatiyet kazandıran tek kelimeyle insanın ruhudur. Bir anlamda insanın canıdır.

Eğitim o kadar önemlidir ki, eskiden evladını mektebe yazdıran bir veli, hocaya "Hocam bu benim evladımı hayırlı bir evlad olarak yetiştir. Eti senin, kemiği benim " diyerek, evladının tahsil görmesi için hocaya teslim ederdi. Bunun anlamı çocuğunun yaramazlık ya da tembellik yaptığında, falakaya yatırılıp, kırbaçlanmasını kastetmiyordu. Çocuk yetiştirmenin mutlaka bir usulü ve adabı vardı. Osmanlı tedrisatı iyi biliyordu. Zamanla eğitim özünden ve ruhundan saptırıldı. Çağdaş cumhuriyet değerlerinde de bir türlü yerine oturamayan bir eğitim sistemi içine girildi. Ne kadar eğitim reforu yapılsa da, insan unsuru hep  ikinci planda kaldı. Öğretmen, doktor, mühendis yetişti ama, iyi bir öğretmen, iyi bir doktor ve iyi bir mühendis yetişemedi. Medreselerde talebeye falakaya yatırma adeti ise, Osmanlının çöküş dönemine rastlar. Yoksa talim ve terbiyenin özünde sevgi ve saygı yatar.

İnsanı kabaca tarifi edersek, "İnsan et ve kemikten ibarettir" diyebiliriz. Et ve kemik benzetmesi aynı zamanda da, et ve kemiğin birbirine sarıp sarmalaması ve birbiriyle kaynaşması demektir.  Et ve kemik birbirini tutar ve birbiri için birer varlık sebebidir. Bu bir anlamda "muhabbet ve ünsiyet" gibidir. Bu tabiri sadeleştirmek gerekirse "sevgi ve kaynaşma" demektir. Sevgi kaynaşmasız, kaynaşma da sevgisiz olmaz. Her ikisi bir arada varsa mutluluk vardır. Sadece birinin olması mutluluğu ifade etmez. Osmanlının son zamanlarındaki düğün davetiyelerine baktığımızda; matbu olan  düğün davetiyelerinin bir çoğunda, davet metnindeki  ibarede mutlaka "muhabbet ve ünsiyet" kelimelerini bir mutluluk ifadesi olarak kullanmış olduklarını görürüz. Evlilikten beklenen ancak mutluluk olmalıdır. Mutluluk varsa ve mutlu bir aile kurulursa, yeni nesiller de bu düzende gideceklerdir. Ailedeki  sevgi ve kaynaşmayı öğrenecek ve bunun mutluluk için önemli bir değer olduğunun bilinciyle mutlu bir hayat sürdüreceklerdir. 

Eti olmayan insandan, et ve kemiğe, et ve kemikten de sevgi ve kaynaşmaya kadar bir yelpaze içinde hayatımızı ve varlığımızı mutluluk ekseninde düşünmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. Mutlu olmanın temel şartında, sevgi ve kaynaşma olsa da, başta doğru düşünmek, iyi hissetmek ve güzel yaşamanın temel şartı da eğitim ve terbiyedir. Ancak cehalete karşı savaş açarak  ve cehaleti yenerek kulluk,  insanlık ve mutluluk bilinci oluşturabiliriz.

Profösör

9 yorum:

Medanşeri dedi ki...

giriş-gelişme-sonuç o kadar bütün ve akıcı olmuş ki tek solukta okunuyor. (:
Okuması kısa ama düşünmesi ve yorumlaması uzun sürüyor. (:
Çok güzel bir yazıydı Profösör (:

Gece Yürüyüşü dedi ki...

Bu çok güzel ve doğru bir yazı olmuş.
İlk olarak üzülerek söylüyorum ki nitelikli öğretmenler yok.
Herkesin bildiği üzere en kolay fakültelerden biridir eğitim fakültesi. Tıp ise en zoru. Doktorluğun şakası olmaz. İyi doktorlar yetiştirilmek zorunda. Küçücük bir hata insanın canına mal olabilir. Ama dikkat edilmeyen bir nokta var ki: cehalet de ölümden farksızdır.
Eğitim fakültesi öğrencisiyim ve bu durumdan memnun değilim.
Tembel bir insanım ama öğretmen olacağım. Çalışmadan geçiyorum dersleri. Ama bu beni korkutuyor. Ya bilgim yetmezse, ya öğrencime faydam dokunmazsa. Hadi ben bu kaygılar karşısında kendimi geliştirdim ya diğerleri?
Milyonlarca öğretmen adayı?

Eğitim sistemimiz ayrı bir konu. Hiç girmek istemiyorum. Ne doğru ne yanlış karışır oldu bu konuda.

Bunlar benim düşüncelerim ve buraya yazmak istedim. :)

eviminnuru dedi ki...

cehalet le savaşmak öyle zor ki...
yazmak,okumak çok önemli şeyler herkes alabildiğince okuyabildiğince okumalı bence eğitimli insanlar artıkça suç oranları da azalıyor....
sevgiler.

cerenim.com dedi ki...

ben ndan cok zayiflamiyorum

öz'üm dedi ki...

et , kemik ve ruh...
biz bundan ibaretiz işte...
hatalarımızla , günahlarımızla insanız...

LoveMeorLeaveMe dedi ki...

yine harika bi yazı olmuş profum.. ruhla alakalı bölümde aklıma geçenlerde bi hocadan dinlediğim sohbet geldi. bigün blogda yazarım belki, muhteşemdi:)

Profösör dedi ki...

Medanşeri @ Teşekkür ederim dostum. her zaman beklerim sayfamda..

Gece Yürüyüşü@ Bütün dediklerine katılıyorum. malesef eğitim sistemimiz iflah olmaz. Toptan bir zihniyet değişimi gerekli.

eviminnuru @ eğitimli insanlar çoğalmalı. Cehalet cehennem demektir.

cerenim.com@İstersen zayılayabilirsin. istersen de şişmanylayabilirsin.

öz'üm@ insanız. beşeriz. şaşarız.

LoveMeorLeaveMe@ Evet beklerim postnu. merak ettim.

yolcu dedi ki...

Maneviyatı olmayan insan da et ve kemikten ibaret oluyor.

Profösör dedi ki...

yolcu@ İnsanı diri tutan maneevi ruhtur. Teşekkür ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...