İzleyiciler

7 Şubat 2013 Perşembe

Dostluklar İletişimle Pekişir



İletişimin sırrı, kendi içinde saklıdır.  İletişim herkesin beklediği alışagelmiş, her zaman beklediği bir çikolata değil, beklenen çikolatanın içinde sürprizi olması demektir. İletişim kurmak demek;  konuşurken bir taraftan karşı tarafın konuşmasını dinlemek ve ona konuşma hakkı vermek demektir. Tek başına konuşmak demek, seni dinleyen, yığınlar da olsa faşist bir lider gibi, kalabalıklara bağırmak demektir. Eğer karşımızdaki gerçekten bilgili, alanında uzman ve otoritelik vasfı taşıyorsa, onu nefes almadan dinlemek demektir. Belki o kimsenin sana değer vermediği kadar sana değer veren, senin hocandır. Belki o senin en zor durumda sana koşan ve gözyaşlarını silen gönül dostundur.

Bir hoca aynı zamanda bir ana gibidir. Bir ana kadar, seni yeniden doğuran demektir. Seni hayata doğrularla ve olgularla hazırlayan demektir. Hoca demek; sadece öğrencisinin huzuru ve mutluluğu demektir. Hoca demek; öğrencisinin herkes tarafından hayranlık duyulacağı bir insan olması demektir. Hoca demek; önyargılardan uzak, bütün menfaatleri ayaklar altına alan, çiğneyen demektir. Hoca demek;  bilgisi ve birikimiyle, bütün varlığıyla öğrencisinin yanında olmak demektir. Hoca demek; sezgisi güçlü olan, basireti olan demektir. Feraseti, sadece bilgisiyle değil, görgüsüyle ve yüreğinde taşıdığı sevgisiyle olan demektir. Hoca demek; sevgi şefkat ve merhametini sadece öğrencisine değil, her zaman ve her yerde, sevgi, şefkat, merhamet mağduru olanların yanında olmak demektir. Hoca demek insan gibi insan demektir. Hele hocayla iletişim halinde olmak demek, kör kuyulara düşmemek demektir. İçinde inancı, umudu taşımak demektir. Olumsuzlukları bertaraf etmek, korkuları korkutarak yenmek demektir. Yerinde saymak, hatta gerilemek ve monoton yaşamamak demektir. Berrak bir bellek, billur gibi bir yürek sahibi olmak; asla zihinsel yorgunluk yaşamamak demektir. Hocanın varlığı demek; hayatında kopamayacağın bir dostun varlığı demektir. Kendinden emin olmak; kendine olan güvenin tam olması demektir. Bin kere tökezlenip yere düşsen de, gülümseyerek tekrar ayağa kalkabilmak demektir.

İletişimin sırrı; içinde fındığı gizli çikolata gibidir. Lokumları çifte kavrulmuş fıstıklı yemektir. Dolmaları zeytinyağlı yapmak, böreği ıspanaklı pişirmek demektir. İletişimin sırrı; kahveyi birlikte içmek, varolan, sürüp giden dostlukları daha da pekiştirmektir.

Profösör

5 Şubat 2013 Salı

Kayra Filistin'e Mağaza Açtı.


Uzun zamandır, blog üzerinden başlayan dostluğumuz sayesinde kendisini tanıma şerefine nail olduğum bir arkadaşımız, bir iş değişikliği yaparak, yeni işinde, Reklam ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü görevini üstlenmiştir. Firmanın ilk basın bülteni çalışmasını, bizimle paylaşarak, mutluluğunu ifade etmiştir. Kendisine blog camiası adına başarılar diliyorum.

“Son zamanlarda, bayan giyimde, yurt içinde olduğu gibi, yurt dışında da muhafazakar kadınların talepleri arttıkça, onların taleplerine cevap veren firmalar kendi mağazalarını açmaya başladı. Bayan giyimin en önemli temsilcilerinden olan Kayra; Ortadoğu’nun en dikkat çekici, en hareketli ve en kadim bölgesi olan Filistin'de, yurt dışındaki açmış olduğu mağazaların en büyüğünü açmıştır. 31 Ocak 2013 tarih itibariyle açılışı yapılan Filistin mağazasıyla Kayra; yurt dışındaki mağaza sayısını da 15’e çıkartmıştır. Biri Türk, biri Filistinli iki mühendisin çalışımalarıyle 2.5 ay inşaatı süren mağaza için, 300.000 dolar harcanarak, 205 metre karelik iki katlı binada, 6 deneme odası ve 10 çalışanı ile Filistinlilere hizmet vermeye başlamıştır.


İhracat Müdürü Tahir Hamdan; “ Kayra hem kurumsal, hem de marka olarak yatırımlarına, hız kesmeden sürdürmektedir. Bu anlamda prlan ve program dâhilinde, münhal yerlerde mağaza açılışları gerçekleştirilmesi düşünülmektedir. En son açılışı gerçekleştirilen Filistin mağazasında uygulanan dekorasyon, gold konsepti olup, tamamen lüks, devasa bir butik özelliğiyle, Kayra; bir dünya markası kurumsallığını da göstermektedir.” Şeklinde bilgi vermiştir.


Ayrıca yeni açılan Filistin mağzasının dışında, bundan önce açılıp hizmet veren, Kuveyt olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri ile Suriye’de yedi adet Kayra mağazası bulunmaktadır. Bununla  birlikte Almanya, Fransa, Belçika, Avustralya, İngiltere ve orta doğuda Ürdün, Lübnan ve Suudi Arabistan gibi çeşitli ülkelerde edinilen müşteriler, Kayra’yı satış noktası olarak temsil etmektedirler.”

Başarı; inanmak, umudetmek, azmetmek, disiplin içinde kendini günden güne güncelleyerek, alanında uzman ve hatta otorite olabilmektir. Başarı huzur ve mutluluğu yakalaşabilmektir.  Bundan sonra bize düşen yanında durmak ve dua etmektir. Herkez iş güç sahibi olsun.. Herkes mutlu olsun.. Herkez huzuru bulsun.. Hayırlı ve uğurlu olsun.

Profösör



4 Şubat 2013 Pazartesi

Cahiliyet Devri Bilinçsizliği Yaşıyoruz


Son yıllarda çocukların aritmetik zekasını geliştirmek için bir takım çalışmalar yürütülmektedir. Henüz devletin desteklemediği ve eğitim sistemimiz içinde yeri olmayan bu tür çalışmaların, çocuklarımıza aritmetik yetenek kazandırmak yerine, onların ruhlarını yaralayabileceği ihtimalini düşünmek gerek.. Nice bitkisel ilaçların, tanıtıldığı televizyon kanallarında, insan sağlığı için bilimsel hiçbir değeri olmadığı gibi, çocuklarımıza uygulanan hızlı okuma, mental aritmetik gibi sonunun nereye varacağı bilinmeyen ve insanın doğal dengelerini bozabilecek, travmatik sonuçları olabileceği göz ardı edilmemesi gereken, bu tür çalışmalara sıcak bakılmamalıdır. Ayrıca bu tür eğitime tabi olan çocukların, ruh sağlıkları açısından bilim adamlarının düşünceleri önemlidir. Ayrıca bu konunun üzerine acil olarak bilim kurullarının düşmesi gerekmektedir. Yoksa gelecek nesil için bir başka açıdan tehlike çanı çalmakta olduğunu söyleyebiliriz..

Bir çocuk üstün zekalı olabilir, buradan hareketle, sanki sinekten yağ çıkarırcasına ayrıca aritmetik zekasını zorlayacak eğitimlere tabi tutmak ne kadar doğrudur!. Bilim çağında temel öğretilerin dışında, elektronik hesap makineleriyle hesaplar yapılmaktadır. Çocuklarımıza sonsuza kadar uzanan sayı sisteminin kurbanı etmek ahlaki ve bilimsel doğrular olmasa gerek. Mental aritmetik denen bu tür uygulamalar, faydadan çok insan varlığına bütünüyle zararı olduğu inancını taşıyanımız da çoktur. Aynı zamanda çocuklarımızı medya maymunu yapmak, onları alkışlar içinde bir sirk cambazlığı içine sokarak egolarını tahrib etmek doğru olmasa gerek. Ne yazık ki; mental aritmetik bir marifetmiş gibi, çocuklar hem sohbet ettiriliyor, hem de şarkı söyletiliyor, bu arada da sayıları aklında tutarak hesap yaptırılıyor. Başındaki sözüm ona eğitimci görevliye sorulduğunda, çocuğun gösteri yaparken söylediği şarkının ne olduğunu da bilmiyor. Fakat eğitmen kadının hırsı gözlerindeki korkutucu  bakışlara yansıyor.

Üstün zekalıların eğitimi, sadece fiziken, zihnen ve bedenen yapılmaz, onların ruhen ve duygusal açlıkları, hassas noktalarıyla birlikte, bütün varlığı bilimsel ışığın ittifak ettiği, projeksiyonuyla aydınlatılmalıdır. Aksi takdirde bu tür çocukların sosyal açıdan da, toplum içinde yalnızlığa itilebileceği gerçeğini düşünmeliyiz. Aritmetik zekasıyla dünya harikası olan bir insanın duygusal bazda yüreği taşlaşıyorsa, çocuğun aritmetik zekası zorlanarak, duygularını ediyorsa, bunun suçluları önce aileleri, buna izin verenler, hatta denetim altına almayan, görevini ihmal eden bu tür otoritelerdir. Herşeyin vakti saati vardır. Herşey zamanla olgunlaşmalıdır. Çünkü "Vakitsiz öten horozun başı kesilir" derdi dedem. Bunda da bir hikmet vardır.

Çocuklarımız sirk cambazı değildir. Çocuklarımız kobay gibi kullanılmamalıdır. Bunun yanında; sirk hayvanları dahil, tatil köylerinde sırf insanlar eğlensin diye, küçük havuzlarda hapsedilen dev balinalar, yunus balıklarını zorlu bir eğitimden geçirerek, köle gibi kullanan animatörler, burnuna halka takıp, turistik yerlerde ayı oynatan ayıcılar, Uzakdoğu’da maymun ve yılan oynatıcıları, turistlere para karşılığı, gösteri yapsın diye, bir eziyete tabi tutulan filler, insani ve vicdani hiçbir karşılığı yoktur. Zaman zaman hayvan hakları savunucularının sesleri cılız çıksa da düşündürücüdür. İspanya'da yapılan boğa güreşleri, ülkemizde yapılan horoz ve deve güreşleri geleneksel bir özelliği olsa da, birer cahiliyet tezahürüdür.

Cahiliyet tek kelimeyle bilinçsizliktir. Akli selim düşünmemektir. İnsan hayatını hiçe saymaktır. Doğanın dengelerini değiştirmeye yeltenmektir. Bir cambaz hiçbir önlem almadan, yüzlerce metre yükseklikte ve uzunlukta bir nehrin üzerindeki telden karşıya geçme gösterisini yaparak alkışlar alarak aile geleneğini devam ettirmektedir. Ona sorulduğunda babasının telden düşerek öldüğünü bir övünç olarak söyleyebilmektedir. Yine bir minare ustası, gençliğinde kendisine güvenlik önlemi alırken, artık ustayım deyip, ileriki yaşlarda hiçbir önlem almadan minarenin tepesinde çalışmaktadır. O kişi ne tansiyonuna da aldırmaz, fırtınalara göz yumar, aniden olabilecek zelzeleyi de hiç aklına getirmez. En sonunda doksan dokuz minareyi bitiren bir minare ustası, yüzüncüyü tamamlamadan minareden düşerek ölmüştür. Belki de imameyi tamamlayamamıştır.

Bir zamanlar daha çok verim alınıyor diye, kara buğday başağı yerine tarlalarımızda brezilya tohumu kullanılır oldu. Bir zamanlar karpuzun geniyle oynayarak çekirdeksiz kabak karpuzu üretildi. Bu da yetmedi ambalaj kolaylığı olsun diye, yuvarlak karpuzlar kasada boşluk bırakmasın diye küp biçiminde karpuzlar üretildi. Mevsiminin dışında kokusuz tatsız, hormonlu gıdalar pazara sürüldü. Bu gidiş nereye hiç düşünülmedi. Sonuç kanser başta bilinmeyen fizik ve ruh hastalıklarının önü alınamaz oldu. İnsanlar da öyle bir anlayış oldu ki, burnunu değiştirdi, dudağına memesine silikon yaptırdı. İş öyle noktaya vardırıldı ki; sporcular başarı uğruna dopingler aldı, sanatçılar şöhret baskılarıyla uyuşturucuya bulaştılar. Bir milleti böyle çökermek istediler.

Nerede nereye geldik demeyelim; bir zamanlar mekteplerimizde dinsizlik tohumu ekilmeye çalışılmıştır. Çocuklarımızda toplu halde, sınıfta sesli olarak "Allah'ım bize şeker ver!" dedirterek, bir süre beklendiğinde de gökten şeker yamayınca, öğretmenin çocuklara şeker tutmasıyla adeta Allah yoktur, olsaydı size şeker verirdi vurgusuyla, çocuklarımızı zehirlemeye kalkışıyorlardı. Bunun gibi, emperyal batı devletlerinin ürettikleri otomobillere binmek istemeyen ve binmeyi içine sindiremeyen, şuurlu müslümanlar da gerici ve yobazlıkla suçlanıyordu. Şimdi de batılılar demiyorlar mı? Biz teknolojik ve sanayi ürünlerini üretelim. Sizler de bu ürünleri bizden alın, kullanın. Oysa o zamanın şuurlu müslümanları, "Bugün emperyal batı devletlerinin ürettiği otomobillere seveseve binersiniz; yarın da onların uçaklarına ve tanklarına ve tanklarına mahküm olup füzelerini yersiniz” . demek istiyorlardı. Anlayana tabi.

Profösör

1 Şubat 2013 Cuma

Kelimeler Lego Gibi Birbirini Tamamlar



Yüreği tok, midesi aç olan bizi anlar. Fakat; yüreği aç, midesi tok olan bizi nasıl anlasın!..

Gülümsemek ve gülümsetmek şiarımızdır. Çünkü gülümsemek gönül hoşluğudur.

Bazen acı biber baldan da tatlıdır. Bazen bal zehir zıkkımdır.

Heran herşey olabilir; gök kararabilir, denizler kuruyabilir. Kuşlar yüzebilir; balıklar uçabilir. 

Bir besmele, herşey yeniden düzelir

Yarın bir güneş doğacak. Gönül gözümüz aydın olacak. Taş taş olmaktan bıkacak. Bütün yürekler yumşayacak.

Akıl var mantık var. Kol kırılsa da yen içinde kalmaz. Kan içip de, kızılcık şerbeti içtim diyen desin. Herkesin midesi bunu kaldırmaz.

İsrail teröristliğini sürdürüyor, Filistinliler direniyor. Bu İsrail hala meşru bir devlet midir? İsrail'e ululemr diyemeyiz.

Temiz kalpler, temiz kalpleri bulmalı. Sevgi, şefkat, merhamet beslemeli.. O zaman huzur buluruz. Huzur içinde mutlu oluruz.

Profösör
2013 Ocak ayı seçme Tweetler

28 Ocak 2013 Pazartesi

Biz Sonsuzluk Bestesiyiz


İnsanoğlu bir zamanlar, uzayda bir gezegen olan dünyamızın sabit, hareket etmeden ve yerinde duran, fakat güneşin de görünürdeki hareketlerine bakarak dünyanın etrafında döndüğünü kabul ediyordu. İnsanoğlu bu düşünce tarzıyla asırlardır zihinsel bocalamanın içinden kendini kurtaramadı. Asırlar sonra; tam aksine güneşin sabit, hareket etmeden yerinde duran, dünyanın da güneşin etrafında dönen bir gerçek olarak kabul edilmeye başlandı. Oysa bu haliyle uzay alemi ne kadar da sığlaştırılmıştı. Sabit bir güneş var; güneşin etrafında bir sistem içinde hareket eden, kendisine ve kendi kanunlarına tabi olduğu, üzerinde yaşadığımız bu dünya gibi, uzayda irili ufaklı sonsuz derecede gezegen ve uyduları var. Nice galaksiler, nice samanyolu, nice kehkeşanlar bir toz bulutu gibi, sanki milyonlarca sığırcığın gökyüzündeki yaptığı dans gösterisi kadar, güneş etrafında dönüşlerini tamamlıyordu. Güneş kendi sisteminin içinde kendi etrafında dönse bile, önceleri sadece sayısal olarak bir güneş sisteminin var olduğu söylenirken, uzay bilimcileri sonraları birden fazla güneş sisteminin varlığından söz etmeye başladılar. Oysa Kur'an-ı Kerim'de " Doğular, batılar" söylemi bize bu kavram hakkında da ap açık deliller gösteriyordu. Evren ne, tek bir güneş sistemine, ne de birden fazla diyerek, sınırlı sayıyı ifade eden bir kavramı asla kabul etmiyordu. Oysa Allah sonsuzluk kavramında bir evren yarattı ve Ona "Kün" demesiyle herşeyi dilediği gibi donattı.

Şimdi uzay bilim adamları, güneşin bütün sistemiyle birlikte hareket ettiğini söylüyorlar. Demek ki, yerinde duran hiçbir şey yok. Herşey hareket halinde. O halde tek bir güneş sistemi de yok. Etrafında dönen uydularıyla, toz bulutlarıyla nice güneşler ve nice güneş sistemleri birbirlerinin etrafında da dönüş yaptıklarını söylememiz gerekir. Uçsuz bucaksız her güneş sistemi aynı zamanda evrenin büyüklüğü içinde bir toz bulutunun zerresi durumuna düştüğünü de söylemeliyiz. Bütün güneş sistemleri bir olup, nice adını koyamadığımız sistemlerin işleten çarkını oluşturduğunu düşünürsek, ancak kendimizi hakikatin kucağına düşmüş sayacağız. Büyüyen ve küçülen makro ve mikro planda, İç içe mimari ve iç içe benlik, akıllara durgunluk veren bu hakikatin tezahüründen başka birşey değildir.

Allah'ın "Kün" emrine mazhar olarak varoluşunu tamamlayan ve İlahi kanunlarla işleyen evrenin gücü ve sonsuzluğu irdelendikçe, aynı zamanda insan aklının durduğu ve buna karşılık Allah'ın evi olan kalbin yaratılış sırrına, teslim olduğu da bir hakikattir. Akıl böyle bir sıkleti çekemezken, imanlı ve ihlaslı kalp bütün evreni ve evreni yaratan Allah'ı taşıyabiliyor.

Böyle grift bilmecede sonsuzluk bestesiyiz. 
İşte post, işte dost diyerek; O'nun izindeyiz..

Profösör

22 Ocak 2013 Salı

Kelimeler ve Heceler



Mehtaplı gecelerde
Mehtap kalbimizde..

"Kalb"  bir hece..
"Kal_bim"  iki hece..
"Kal_bi_miz"  üç hece..

Sen ve ben ikimiz,
Sadece birbirimiz..


Profösör

15 Ocak 2013 Salı

Yüreklere Kelepçe Vurulamaz



Varlığı kadar özgürse insan eğer; duygu ve düşüncesini korkusuzca paylaşması gerekir. Dünya öyle bir dünya ki; haksızların güçlü olduğu, güçlülerin haksız duruma düşürüldüğü, ilişkilerin tersyüz olduğu, siyahın beyaz, beyazın siyah olarak yutturulduğu, bir dünyada yaşıyoruz. Hakkı ve hakikati tutmak, mazlumu ayağa kaldırmak varken, düşüncelerimizi korkmadan açıklamak yerine, suskun kalıyoruz. Duygularımızı özgürce yaşamak yerine başımızı eğiyoruz. Barış isteyen dilekçelerimize bilekçe takılıyor, çiçek tutan ellerimize kelepçe vurduruyoruz.

Bir insan inanıyorsa eğer, kendisine takılan prangalara göz yumamaz, Bir insan inandığını yaşıyorsa eğer bilekçelere aldıramaz. Bir insan elleri kelepçeli de olsa, yüreğine kelepçe vurduramaz.

Bir insan herşeye rağmen seviyorsa eğer, bırakın onu; onun mahkumiyeti sevgisinden olsun, O sevilmeye değer olsun.

Profösör

4 Ocak 2013 Cuma

Yanımızda kalem kağıt bulundurulmalı. Önemli şeyler unutulmadan yazılmalı.


Kalem deyince aklıma alın yazım gelir. Levhi mahfuzda yazıldı kaderimiz. Hakiki dostuz biz. Sonsuza dek ikimiz.

Yüreğim saatli bomba gibi atıyor. Fitile gerek yok, o patlayacak zamanı da mekanı da iyi biliyor.

Bir sessizlik bıçak gibi gürültüyü kesebilir. Bir çığlık sessizliği delik deşik edebilir. Bu hayatta susmak da, konuşmak da öldürebilir.

Bir ebced hesabıdır ömrümüz. Çifri de doktrini de bize öğretir. Asıl yıldız namemiz daha doğuştan belirlenir.

Gökyüzünde burçlar hurçlar içinde. Alın yazısı avuçlar içinde. Kaderimizdeki çizgiler, geçmişimizi geleceğimizi belirler.

Uyuyamazsan hayal kurarsın. Uyursan rüyalara dalarsın. Gecenin bereketi belki de budur. Sabah olur güneş busesini kondurur.

Hazreti Adem'den bu yana insanlık ailesindeniz. Hazreti İbrahim'in milletindeniz. Hazreti Muhammed'in ümmetindeniz.

Kırgın, üzgün, kızgın isem; başım ağrır, suratım asılır bilirim. Eğer sevinçli, mutlu ve umutlu isem; keyif gelir, güler ve gülümserim.

Geleceği kim bilebilir ki; kaderi kim değiştirebilir ki !.. Bir nefesin hesabı var; mahşerin de mizanın da bir kitabı var...

Profösör / 2012 Aralık Twitleri
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...