İzleyiciler

19 Eylül 2012 Çarşamba

Bir Masal Gibiydi


Bir an kentin bütün ışıklarının söndüğünü düşünelim. Caddeler, sokaklar, bulvarlar bir anlık da olsa ışık kirliliğinden kurtarıldığını, binaların içindeki yanan ışıkların pencerelere vurduğunu düşünelim. Trafiğin durduğunu, gürültünün tamamen yok olduğunu, meydanların kalabalıklardan arındırıldığını, sanki sakin bir tatil kasabasında yaşıyor gibi, bir gece vakti yürüyüşünde gökyüzündeki dolunaya eşlik ederek yalnızlığımızı paylaştığımızı düşünelim. Herşey güzel; denizden esen iyotlu yel, yüzümü şefkatle okşadığını, dolunayın suya titreyerek vuruşunu, kalbimizin tir tir titrediğini, nefes alış verişlerimizin hızlanarak kalbimizin bu sessizlik içinde nasıl atabildiğini düşünelim.

Böyle bir zaman ve mekanda, vapur iskelesinin önündeki tarihi tiyatro binasının önünden geçerek meydandaki banklardan birine gayri ihtiyari oturuyorum. Seyyar bir çaycının termosla dolaşarak plastik bardaklarda çay sattığı fark far ediliyor. Elimle işaret ederek ona çay alacağımı ima ediyorum. Çaycı allı güllü elbisesiyle etnik yapısını abartılı olarak yansıtan, esmer bir çingene kızı olarak salına salına yanıma yaklaşıyor.. Ağzını dolduran sakızıyla çay servis etmesi hayli bir ilginçlik gösteriyordu. Bir bardak termostan çay koyduktan sonra, bardağın içine şeker atmak isteyince elimle kullanmıyorum anlamında ona teşekkür ediyorum. Parasını ödedikten sonra, elindeki termosu ve plastik bardakları bir kenara koyarak, yanımdaki boşluğa ilişerek, bana fal bakabileceğini söyleyince utanırım ben diyorum kendisine. Bu konuşmanın arkasından bak dolunay bizi gözetliyor, ortamın büyüsü bozulabilir, istersen fal yerine ikinci bir çay alabilirim sizden diyerek tebessüm ediyorum. İlk bardaktaki çay bitmeden ikinci bir bardağı oturduğum bankın kaidesindeki, küçük düzlük yere bırakıyorum.. Çaycı kız onun da parasını alıp, beni tuhaf bir gözle süzdükten sonra, arkasına bakmadan, benden uzaklaşıp, kaybolup gidiyor.

Bütün ruhumu saran bir garip duyguyla, ikinci çay bardağını elime alıp, yerimden kalkıyorum. Bu karanlık gecenin tek hakiminin dolunay olmasına rağmen kendimi sanki bir zenci caz ustası kadar duygusal ve yaşamın özgürlü içinde saklı olduğunu anlıyorum.. Bu dolunay ve gökteki parlak yıldızların bana hissettirdiği bir caz esintisini ruhuma işlediğinin farkına varıyorum. "Yarın sabah güneş doğacak..Yüreğimde parlayacak..Rüzgarlar yön değiştirip; hüznümü üfleyip götürecek." Dolunay da sanki bu gece, sadece benim için parlıyor. Nesilden nesillere anlatılacak, bitmeyen bir öykü yazılacak olan bir romanın duygu derinliğini burada hissediyor gibiyim. "Aşk ve Hüzün" ancak bu kadar derinden hissedilebilirdi diyebilirim. Çünkü aşk ve hüzün, bir insanlık ailesinin bütünüyle yüreğinde hissettiği acıdır, ıstıraptır, burukluktur, özlemdir. Bütün bu duygularla beslenen bir romanın adıdır. İnanmak, inanarak sevmek, sevilmek ve kavuşamasan da, bu ulvi değeri asla yüreğinden çıkarmamak adına aşkı kıyamete ve oradan mahşere kadar sonsuzluğa taşımanın eylemidir aşk ve hüzün.. Aşk ve hüzün bir hayalin, bir rüyanın iz düşümüdür bu hayatta.. Aşk ve hüzün; bitimsiz bir umudun, heyecanın, coşkunun erdemiyle bir kutlu çağrının adıdır. Bu iki kişinin birlikte yaşadığı bir roman değil; hepimizi ve bütün insanlığı içine alan, bir aşk ve hüzün manifestosudur.

Profösör

9 yorum:

Kelimeler Dunyasi dedi ki...

Bence "aşk ve hüzün" yazılmaya başlanmış..

Kevser dedi ki...

Maşallah hocam, çok güzel yazmışsınız, hani arkadaşlarla buluşup muhabbet etceğimiz zaman bu yazı okunur yani o kadar beğendim sanki ordaki aleme gitmiş gibi oldum betimlemeleriniz gerçekten çok güzel kullanılmış...

Kevseeer :)

Emine dedi ki...

Bayildiim iki kere okudum ve en az iki kere daha okuumak istiyorum.ozellikle son bolumdeki cumleler iyice sindirİlmeli diye dusunuyorum. yureginize kaleminize saglik sahanee

Heyyfi dedi ki...

Aşk ve hüznü ayrı düşünemiyorum :)
Sevgilerimle...

LoveMeorLeaveMe dedi ki...

bu aralar bloglarda roman tadında yazılar okuyorum bu da onlardan biriydi profum. ellerinize sağlıkk..

Şükriye Karahan dedi ki...

önce yazıyı okudum.Caz deyince aşk ve hüzün manifestosu deyince bu kendi halinde akan hikayeye Louis Arstrong2un müziğini içimde duydum.sonra paylaştığınız müziği açtım...Tanrım bu müzik ,benim içimde duyduğumdan daha çok yakışmıştı bu yazıya... Caz ve aşk..Tüm aşklar da cazzz diye yakıp kavurmaz mı yüreğimizi....:)
Çok etkilendim çok,yüreğinize ve kalminize sağlık !!

Profösör dedi ki...

Kelimeler Dunyasi@ Henuü değil belki ama, ileride mutlaka yazılmalı.

Kevser@ Çok teşekkür ederim. Teveccühünüz..

Emine@ teşekkür ederim.

LoveMeorLeaveMe@ teşekkür ederim ziyaretinden memnunluk duydum.

Şükriye Karahan@ Herkez aşkı ve hüznü yaşar. Herkesin yaşadığı aşk ve hüzün bizlerde de tezahür eder.

Asahhara dedi ki...

Grafik, yazı, müzik çok etkileyici..

Profösör dedi ki...

Asahhara@ Teşekkür ederim..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...