İzleyiciler

23 Kasım 2012 Cuma

Düşünceden Düşünceye Geçiş


Genellikle insanoğlu en değerli ve kendisi için hayati saydığı, sevdiği varlığını kaybettiği zaman, kendini kaybedebilecek derecede sarsılarak, yüreğinde derin bir üzüntüyü yaşıyor. Sevdiğimiz ve çok değer verdiğimiz bir şeyi kaybettiğimizde, eften püften bütün ıstırapları, üzüntüleri geride bırakıp, sadece bu ıstırapla kıvranıyoruz. Sadece doğal olarak çektiğimiz bu acıya odaklanıyoruz. Bu durumda canımız öyle yanıyor ki, fiziken bir tarafımıza bir şey olsa, onun acısını bile hissetmeyecek kadar yitirdiğimiz varlık için yüreğimiz yanıyor. Belki de hayatımızın en büyük acısını böylece imtihan vererek yaşıyoruz. Yaşamanın bile artık bundan sonra bir anlamı kalmıyor. Nefes alamıyor, boğulup kalıyoruz. Belki de ölüp ölüp diriliyor, kendimizden geçiyor, ayılıp bayılıyoruz. Ancak canımız acıyan yerimizdir. Acıyan yerimiz de yüreğimizdir. Bütün acıları yüreğimizde toplar, bütün hücrelerimizle bu tarifsiz acıyı varlığımızda yaşarız. Başımıza gelenin bir kader olduğunu, bizim elimizde olsa da, olmasa da, olanların olması gerektiğini belki de düşünemiyoruz. İnancımız ne kadar güçlü olsa da, acziyet içine düşebiliyor, felaketlere, olumsuzluklara karşı metanet gösteremiyoruz. Oysa bu bizim yaşamamız gereken kaderimizdir demeliyiz. Olan olmuştur, olanlar geride kalmıştır, şimdi yolumuza devam diyerek, Hüda'ya teslim olup, bir türlü teskin olamıyoruz.

Çocuğu hiç olmayan, annelik ateşiyle yanıp tutuşan bir kadın, hayatında bir eksiklik duyarak, bir çocuğum olsun ve annelik mertebesine kavuşayım ister.. Bu isteği yaratılıştan olduğu için aynı zamanda da anneliği, kadınlığın bir gereği olarak da bunu gönülden ister. O sadece yeter ki bir evladım olsun der. O öle bir hal alır ki; herşeyi unutur, bir hırs haline bile dönüşebilir. Fikir nedir, zikir nedir, şükür nedir bilinmez. Yine de Allah, yılmadan hastane hastane koşturan ve tıbbi destekler alan bu kulunun arzusunu yerine getirmek için, gösterdiği gayretten dolayı ona nur topu gibi bir evlat verir. Ona annelik şerefini lütfeder. O kulunu sevince boğar, onu mutlu eder. Ne yazık ki; anneliğin hikmeti nedir, ne olmalıdır, annelik duygusu kadına neler kazandırır; bunun hikmeti düşünülmez. Allah bir evlat için yanıp kavrulan bu kadına acır da, ona bir evlat verir, onu sevindirir ama kadın bu sevincini sadece hastane ve tıbbi destek almasına bağlar. Oysa ona çocuk lütfeden, yoktan var eden Allah'tır. Allah bir tarafta dursun, kadın kendi doğurduğu çocuğuna tapacak kadar sever. Çocuğunu hayatının merkezi sayıp, onun dışında hiçbir şeyi gözü görmez. Evlat onun için hayatının tek anlamıdır. Sadece kendi çocuğu vardır. Hayatıyla ilgili bütün plan ve programlar onun üzerine kuruludur. Elbette bizi geleceğe taşıyan ve neslimizi devam ettiren yegane değer çocuklarımızdır ama; çocuklarımızdan da önce bizi yaratan, bizi rızıklandıran, bizi terbiye eden bir Allah vardır.

Hayatımızda herşey yolunda gitmekte birlikte, hiç beklemediğimiz bir olayla herşeyimizi bir anda kaybedebiliriz. O çok sevdiğimiz; canım ciğerim dediğimiz çocuğumuzu elim bir felakette, ya da bir kazada aniden yitirebiliriz.  Öyle bir acı yaşarız ki; bu acıyı hiç bir şey dindiremez. Hayatımızdaki yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz eften püften, sorunlar, olumsuzluklar, bunlardan doğan sıkıntılar ve üzüntüleri anında unutur, evlat acısından başka hiçbir acıyı ruhumuzda içselleştiremeyiz. Herkesin şikayet ettiği incir çekirdeğini bile doldurmayan şeylere boşu boşuna üzülürüz de, oysa elimizdeki bulunan değerlere sahip çıkıp da, şükretmesini ve kanaat getirmesini bir türlü öğrenemeyiz. Ufak tefek sıkıntılar ve mihnetler karşısında sabredemeyiz. Her sene meyve verip de, bakımsızlıktan ve ilgisizlikten bize küsüp, bir defacık bize meyve vermeyen ağaca kızarak, yaşayan bir ağacı kesilmeye mahkum ederiz. Fikirsiz, zikirsiz, şükürsüz elde edilen ve kolayca sahip olduğumuz değerlerin, yeri ve zamanı geldiğinde kolayca elimizden kayabileceğini göremeyiz. En büyük sınavı da, bize lütfedilen değerlerle veririz. En sonunda anlarız ki; başımıza gelen bir musibet bize bin nasihattan, daha da etkilidir. Bu sefer kendimizi ve inanç değerlerimizi artık sorgulamadan edemeyiz. Fikir nedir, zikir nedir, şükür nedir, en sonunda öğrenir ruhumuzda bütün değerleri içselleştiririz. İnsanoğlu için lütfedilen değerler varsa, onları yitirmek de vardır. Doğmak varsa, ölmek. Sağlık varsa hastalık, zenginlik varsa, fakirlik de vardır. Huzur, mutluluk, sevinç ve coşku varsa; acı, ıstırap, matem ve hüzün de vardır. Beterin beteri olmakla birlikte, her işte bir hayır vardır. Aldığımız bir nefesin değerini bilmek bile, beşere köle olmaktan kurtulup, sadece Allah'a kul olmak vardır.

Profösör

2 yorum:

Şanselize Bulvarı dedi ki...

Sevdiklerimiz ve en yakınlarımız hayatımız boyunca hep yanımızda olacak sanıyoruz bu yüzden elimizden gidince anlıyoruz...ne zaman ki bir yakını kaybeder insan,işte o an anlıyor hayattayken kıymetini bilinmesi gerektiğini..ya da hep dışardaki çevremize,arkadaşlarımıza gösterdiğimiz ihtimamı ,özeni ve dikkati en yakınlarımıza göstermiyoruz...hayat, öğretiyor öğrenene,öğrenmek isteyene ve anlayabilecek olgunluğa erişmiş kimselere...:)
elinize sağlık...

Profösör dedi ki...

Şanselize Bulvarı @ Faniyiz, sonnda göçüp gideceğiz.. O halde bir nefesin bile değerini bilmeliyiz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...