Mehmet Akif daha iki buçuk aylık dünya tatlısı bir bebek. Doğumundan bu yana pek sıkıntısı olmayan, Ağlaması zırlaması olmayan, bol bol uyuyan bir bebek. Mehmet Akif bebek, bir uykuya dalışıyla, dört beş saat kesintisiz, uyanmadan uyuması, ilk günlerinde annesini korkutuyordu. Bu kadar uzun uzun uyur muydu bebekler? Oysa Mehmet Akif bebek sanki uyumak için gelmiştir dünyaya. Annesinin de ilk bebeği olduğundan, çok fazla üzerine titriyordu sanki. Annesi bazen bebeğinin bu kadar çok saatlerce, uzun uzun uyumasını istemeyerek onu uyandırıyordu. Mehmet Akif bebek "Gak" deyince süt, "Guk" deyince altı alınıp temizleniyordu. Mehmet Akif şanslı bir bebekti vesselam.
Günlerden bir gün, Mehmet Akif bebek, mutat her günden farklı duruyordu sanki. Gülüyordu bebek kendi kendine. Melekler mi görünüyordu kendisine bilinmez ama, annesine olan bakışları annesinin içini eritiyordu. Gün boyunca annesi bir başka çağırıyordu. O'na "Bebeğimmmm!.." deyişiyle Mehmet Akif bebeğinin yüzünde güller açılıyordu. Bu güzel bebek o gün annesini bir başka emiyordu. Altı itinayla temizleniyordu. O gün banyosu da yaptırıldı Mehmet Akif bebeğin. Artık uyumanın vakti gelmişti. Zaten banyosu yaptırıldıktan sonra hemen uykuya dalıyordu. Her zamanki gibi banyo sonrası duyduğu rahatlık ve gevşemeyle, mışıl mışıl uyuması bekleniyordu bebeğin. Ne mümkün? Sanki bir gariplik vardı bu bebek üzerinde. Uykuya ait bir emare yoktu.
Durmadan elini, kolunu sallıyor, ayaklarıyla tepiniyor, vücudunu oynatıyordu. Bu da yetmiyormuş gibi "Agu" "magu" gibi sesler çıkartarak gülücükler veriyordu. Sanki bu bebeğin kimyası değişmişti. Mehmet Akif bebek gitmiş, yerine bir başka bebek gelmişti sanki. Beşik bile bir başka türden sallanıyordu. O bile yadırgamıştı bu duruma. Bütün gece uyumadı bu sevimli ve şirin bebek. Sanki bütün gece meleklerle konuşuyordu. Bu bebeğin ne uykusu geliyor, ne acıkıyor, ne de ağlıyordu. Sadece gülücükler vermeye devam ediyordu. Annesi de pür dikkat O'na baka baka sabahladı. Annesinin gözlerinden uyku akıyordu ama bebeğin uyumaya niyeti yoktu. Annesi bir iki dakika uyku kestirmeliyim diyecek oldu. Önce yavrusunu aldı bağrına bastı ve onu öptü, tekrar beşikteki yatağına yatırdı.Son bir kez bakar bakmaz bebeğin annesi oracıkta kıvrılarak kendiliğinden derin bir uykuya daldı. Koskoca bir gecenin uykusuzluğu ve yorgunluğuyla anne gözlerinden akan uykunun tutsağı olmuş oldu. Bebek olanlara aldırmadan gülüşlerini sürdürüyordu. Bebek ve annesi evin giriş katında yaşıyorlardı. O günün sabahında şafak söker sökmez, bebek odasının pencere camının önündeki tül perdeler dalgalandı. Eve pencerenin aralığından bir kedi yavrusu süzüldü. Gözleri çakmak gibi parlayan bu kedicik etrafına bir bakındı ve tereddüt etmeden beşiğe doğru yürüdü. Sonra da beşiğin içine girerek, Mehmet Akif bebeğin başını koyduğu kaneviçe oyalı yastığa başını koyarak bebeğin yanına yattı. Bebekle kedicik aralarında beş on santimlik bir mesafede birlikte beşikte yatıyorlardı.
Bu arada uykuya yenik düşen anne, gelişmelerden bi haber kıvrılmış uyuyordu. Bir anlık bir titreme gibi bir his oldu uykulu halinde. Bir rüya görüyordu sanki anne. Kendini çocukluğunun geçtiği evde buldu kendini. Kapıyı eskiden tanıdığı anne kedi açtı bebeğin annesine. Onu içeriye davet etti. Bir taraftan da acı acı miyavlayarak balkondaki yavru kediciklerinin yanına kadar götürdü anneyi. Rüya bu ya anne kedi dile gelmişti adeta; "İşte benim yavrularım dedi. Kedicikler birbirine sokulmuş uyuyorlardı. "Bir bebeğim, yavrum kayıp onu bulamıyorum." der gibi acı acı bağırarak feryat ederek "Perişanım bak" dedi anne kedi bebeğin annesine. Mehmet Akif'in annesi rüyasında çok üzüldüğü belliydi. Sanki kendi bebeği kaybolmuş gibi, tarifi mümkün olmayan bir hisse kapıldı. Gerçekle rüya sanki perde perde, iç içe girmiş bir görüntü oluşturuyordu belleğinde.
Mehmet Akif bebeğin annesi, rüyasında yavru kedilerin annesi gibi gerçek bir duygu yaşarcasına, çaresizlik içinde kıvranırken, birden beklenmedik bir şekilde cep telefonun akşamdan kurulan alarmı çalmaya başladı. Anne birden irkildi ve uyandı. Kâbus gibi yaşadıkları rüyaydı. Ter içinde kalmıştı. Telefonun alarm düğmesini kapatır kapatmaz hemen beşikteki bebeğine baktı. Mışıl mışıl uyuyordu bebeği. İçi rahatladı, sevindi. Bir de ne görsün? Bebeğinin yanında bir küçük kedicik uyuyordu. İki yavru birbirine söz vermiş gibi zarar vermeden kardeş kardeş aynı beşiği paylaşıyorlardı.
Anne birden irkildi. Bir an ne yapacağını bilmeden durdu. Yüzünde garip bir tebessüm belirdi. Sonra arkasından korkar gibi oldu. Kedicik bebeğe zarar verebilirdi diye annelik duygusuyla tedirgin oldu. Telefon kamerasıyla bir poz almayı aklından geçirir geçirmez vazgeçti bu düşüncesinden.
Onları uyandırarak rahatsız etmek istemedi. Aklınca bebeğini emniyete almak için bebeğini kucağına alarak bir gölge gibi sessizce diğer odaya süzüldü. Kediciği uyandırmak istemiyordu. Bebeğini koltuğa yatırdı. Bebek hala mışıl mışıl uyuyordu. Hem de uykusunda tebessüm ederek, olan bitenden haberim varmış dercesine keyifle uyuyordu. Anne tekrar bebek odasına gidip bebeğinin beşiğini paylaşan kediciği karşıdan seyretmek istedi. Bebek odasının kapısına geldiğinde, beşikte kedicik yerinde yeller esiyordu. Nasıl oldu da kedicik kayıplara karışmıştı. Pencerenin olduğu tarafa baktığında tül perdeler hafiften sallanıyordu. Demek ki kedicik, bebeğin gitmesiyle o da beşiği terk etmişti. Anne pencereye koştu, perdeyi araladı ve pencerenin akşamdan aralık kaldığını da görmüş oldu.
Kafasını camdan dışarı çıkartarak bahçeye göz attı. İleriden, köşeden bir kedi miyavlaması geliyordu. Ne gariptir ki yanında rüyasında gördüğü eski evlerinin balkonunda yavrularına bakan ve kaybolan yavrusunu arayan anne kedinin yavrusunu yalarken gördü. Anne kedi ve yavru kedicik birbirine kavuşmuşlardı. Bu ilginç yaşanmışlık, rüya ve gerçekleriyle birlikte Mehmet Akif bebeğin dedesine malum oldu. Oturdu ve torunu için hissettiklerini öyküleştirdi. Mehmet Akif bebek, annesinin biricik bebeği, babasının biricik oğlu, dedesinin de biricik torunuydu.
3 Aralık 2010 Cuma Saat 11: 35
Profösör

