İzleyiciler

bir bakış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir bakış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2012 Pazartesi

Gönüller Sultanımız


Sadece bir bakış.. Binlerce kilometre uzaklıkta, gökyüzüyle yeryüzünün birleştiği ufuk çizgisinde, tam zamanı, tan ağarmak üzeredir. Sarı çizgi üzerine, git gide kızıllaşan, kırmızının maviyle bileşimi mora, sonra da morun iyice lacivert renge dönüşmeden gri ve gök mavisine kadar bir renk yelpazesine bakar gibi sade bir bakışla, sadece bir bakış yetiyor. Yeniden doğmak için bütün yüreklerde yaşayarak, hayat bulmak için, bir romanın giriş yazısındaki çekiciliği kadar duygular, düşünceler, arzular, istekler, dilekler gözlere yansıyor gibidir.

İşte öncü kuvvetler!. En önde düldüllerini toza dumana katarak, arkadan gelen büyük bir gönül ordusunun iki zarif süvarisi, otantik savaşçı kıyafetleriyle, karşımda arzı endam ediyor. Görevleri icabı "lçiye zeval olmaz" kabilinden, birisi at üzerinde bir referans yapıp, selamını tamamladıktan sonra, elinde bulunan fermanı, el çabukluğuyla açarak, Sultanlarının bize selamlarını iletiyor. Diğeri de gümüş sırlarla işlenmiş, küçük, parlak gümüş parayı andıran otantik pullarla da motifleri bezenmiş bir kumaşla sarılı, içinde kıymetli hediyelerin bulunduğunu farz ettiğim sandığı bana uzatıyor. "Lütfen kabul buyurun" der gibi bir yüz ifadesiyle Sahra Sultanının selamlarını, dostluklarını ve sevgilerini bizimle paylaşmak için sahrada bir vaha içinde mola veren ordunun başında beklediğini, gelenekler gereği de bizim kendilerini karşılamamız gerektiğini de vurguladıktan sonra, atlarını mahmuzlayarak, dört nala tekrar karargahlarına rüzgar gibi gidişlerini hayranlıkla arkalarından bakıyorum.

Ben bir bedevi ruhuna sahibim. Nice cehennem gibi esen sam yellerine maruz kalmışım. Kavrul kavrul cehennem sıcağında kavrulmuşum. Nice çöl fırtınalarında yolumu kaybetmişim. Nice zehirli çöl yılanlarının saldırısına uğramışım. Başımda otantik bir beyaz sarık, üstümde upuzun beyaz libasım, belimi sarmalayan kuşağımda hançerim, elimde zülfikarımla yalınkılıç, kervan basan nice haydutlara kan kusturmuşum. Onaltı kişilik hazır kuvvete sahip, üç gün üç gece, aç ve susuz kılıç sallayan bir avanenin başıyım. Kısacası cengaver bir çöl adamıyım. Buna karşın adaleti ve hakkaniyetiyle nam salmış, yol kesen, kervan basan, haydutların korkulu rüyasıyım. Sahra Sultanının ricası üzerine O'nu karşılamak selamına, sevgisine, dostluğuna karşılık vermek için boynumuzun bir borcu olarak gören bir anlayışın temsilcisiyim. Belki de Sultanın maiyetinde bir muhafız birlik olarak hizmet vermeyi şeref meselesi sayan bir kahramanım. Yeter ki gönüller sultanı Sahra Sultanımızın gönlünde yaşayan bir kahraman olayım. Yeter ki O'nun sevgisini, dostluğunu da sonsuza dek gönüllerimizde yaşatabilme faziletine sahip olalım.

Profösör

10 Aralık 2011 Cumartesi

Bir bakış.. Bir yorum...

Bir bakış herşeyi anlatabilir. Bir bakış her şeyi değiştirebilir. Bir bakış taş üstüne taş koymayabilir. Bir bakış nice muhkem yapıları yerle bir edebilir, viraneye çevirebilir. Bir bakış insan olduğumuzu hatırlatabilir. Vicdanlarımızı harekete geçirebilir. Bir bakış ancak bu kadar şefkat ve merhamete kapı açabilir. Bir bakış ancak bu kadar derin bir hüznü taşıyabilir. Usta bir romancının bile bir bu duyguyu satırlarına dökemiyecek kadar aciz kalabileceğini düşünebiliriz.. Bir nevi böyle bir hüznün, sonsuzluk ifadesini taşıyan bu kız çocuğunun derin bakışını, ancak bir karakalem resim ustasının, bu duyguyu kendi özünde yaşarak bize aktarabildiği ve  bizlere verdiği en anlamlı bir armağan olduğunu düşünebiliriz..

İnsanoğlu tarihin her evresinde üzüntüyle mutluluk arasında sürekli yaşadığı ve içinden atamadığı bir hüznün varoluşuyla, varlığını dengeleyebilmektedir. Okyanuslardaki med ve cezir gibi, gelgitleri önce ruhunda yaşayarak, Hayatını sükûnet ve huzur içinde geçirmek ister. Mutlu olmak ise, en büyük arzusudur. İlk insan ve ilk peygamber Hazreti Âdem’in yasak meyveden yiyerek Cennetten kovulmasıyla, bir hüzün silsilesi bütün insanlığı içine alacak kadar derin ve büyüktür. İnsanoğlu fani dünyada yaşamaya mahkûmdur. Bu mahkümiyet zorlu bir sınavla, insanın kul olarak, yeniden ebediyete hazırlanması için kendisine bir şans tanınmasıdır.
Yeryüzünde insanın, her işlediği fiil, kendisi ve kendisi dışındaki bütün insanlığı iyi veya kötü yönde etkileyici bir amildir. Bu etki, aslında bütün varlıkları doğal olarak kapsaması kaçınılmazdır. Tarihin her kilometre taşında açlık, kıtlık, susuzluk, salgın hastalıklar, sel ve kasırgalar, nükleer savaşlar gibi felaketler ve afetlerle insanoğlu yüzyüze kalmıştır. Ölen ölmüş, kalan kalmış, olan masum bebeklere, çocuklara, hamile kadınlara, yaşlılara ve hastalara olmuştur. Acılar, ıstıraplar, üzüntüler, umutsuzluklar, mutsuzluklar iç içe adeta insanlığın kaderi olmuştur.

Her hangi nedene dayanırsa dayansın, özellikle bir kız çocuğun bütün felaket ve afetlerin dışında gelenekler ve zihniyetlerden kaynaklanan mağduriyetinin de bir karşılığı ve hesabı olmalı diye düşünmeliyiz. Masum bir çocuğun bakışı, mağdur bir kız çocuğunun bakışıyla hüzün resmedilecek olursa, ancak böyle olmalı. Kara kalemle yapılan masum ve mağdur bir kız çocuğunun resminde, bakışlar ancak bu kadar derin, bu kadar engin, bu kadar engin ve bu kadar diğer öğeleriyle birlikte dengin olabilir.

Yazı - Çerçeve ve Paspartusu:  Profösör   /   Resim: Anonim
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...